Cuma, Kasım 17, 2017

nükhet duru- geberiyorum

Ahhh...
Hep diyorum:
"Bazı güzellikler ile ne geç karşılaşıyoruz!"
Hatta hiç karşılaşamadıklarımız var bir de...
Düşünsenize, ne fena...

Geç tanıştığım bu güzel sanat icrasını sizlerle de paylaşmak istedim hemen;)
Keyifle dinlene:)




Pazartesi, Kasım 06, 2017

Sen Benim Son Göz Ağrımsın


İçinde keman melodisi olan şarkılara zaafım var...
Ve de Yaşar’a...

Sevdiğim adama bir de!
Yıllar önce dediğim gibi:
“İlk değilsen bile son aşkım ol benim...”

Çarşamba, Kasım 01, 2017

2017 ekim ayı filmler (4) ve kitaplar (3) , 3 bölüm de dizi (7yüz)

4 film, 3 bölüm de dizi izlemişim bu ay:

the gifted (deha)
özel yetenekli bir çocuk ile yanında yaşadığı dayısının yaşantısının konu edildiği bir film. çocuğun okula başlaması ile hayatlarında ortaya çıkan zorluklar, kendisine daha uygun bir okula gitmesi ve daha uygun şartlarda yaşaması için anneanne ile dayının çatışması anlatılıyor genel olarak.
konu hassas ve mesleğim açısından önemli. filmde çok etkileyici biçimde anlatılabildiğini düşünmüyorum maalesef. 


ama biliyorum ki, okul ve eğitim ciddi bir mesele. son zamanlarda bu konuyu sıklıkla düşünüyorum. hem yaşıtlarından önde hem yaşıtlarının düzeyinde hem de gerisinde olan tüm çocuklar için "okul" ciddi katkılar sağlıyor bir yandan. ve fakat bir yandan da neler alıp götürüyor acaba?" diye sormadan edemiyorum. onları nasıl bir strese, yarışa ve zoraki bir düzene sokuyoruz kurumsal eğitim ile...
şu karikatür duygularıma tercüman olmuş:


boyhood (çocukluk)
uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi. filmin en dikkat çekici özelliği 12 yılda, belli zamanlarda bir araya gelerek çekilmiş olması,ve filmdeki çocukların büyümesine tanıklık etmek. büyüme ile ilgili (coming of age) filmleri hep sevmişimdir. bu filmde de mason ve ablasının, ailenin çalkantıları, zorlukları içinde büyümelerine tanık oluyoruz. epey uzun olmasına rağmen severek izledim ben...


falling down (sonun başlangıcı)
1993 yapımı film... bazı şeylerden ne kadar geç haberimiz oluyor... bazı şeylerdense hiç olmuyor hatta... ne fena.
24 yıl öncesinden bugünkü bana ulaşan filmin düşündürdüğü en temel şey "insana dair hiçbir şey uzak değil hiçbirimize" oldu... filmde ruh sağlığı zaten yeterince iyi olmayan D-fens'in trafiğin tıkanması ile başlayan öfkesi üst üste gelen olaylarla iyice yükselir ve planlamadığı şiddet olaylarına başvurur... tüm bunları tam dozunda bir psikolojik gerilim hissi ile izlerken, sistemdeki zorlama ve samimiyetsiz kurallar ve nezaketten tiksinmekten ve adeta karaktere hak vermekten kendinizi alamıyorsunuz...


* bana fena halde relatos salvajes'i anımsattı bu arada;)

ayla
uzun zamandır tek başıma sinemaya gitmiyordum. oysa son yıllarda edindiğim ve pek bir sevdiğim bir alışkanlığımdı. ayda en az bir defa yapma kararım vardı hatta. neyse, yaz oldu, vizyonda pek iyi iş yoktu derken, sonbaharla beraber birer birer iyi işler düşmeye başladı vizyona. ben de sık sık yerine getiririm kararımı. 
sezonun açılış filmi önemli bir türk filmi olan ayla oldu. sağlam oyuncu kadrosu ve gerçek hayattan alınmış senaryosu ile, fahir atakoğlu'nun imzasını taşıyan müzikleri ile, aldığı desteklerle güçlü bir film, ayla.
ben büyük beğeni ile izledim, sık sık gözyaşlarıma engel olamadım. gerçekten kaliteli bir iş olmuş. diliyorum uluslararası mecralarda da ülkemizde gördüğü ilgiyi görür ve takdir edilir. 


7yüz (2-3-4. bölüm)
7 yüz'ün ilk bölümü öyle vurucu öyle güzeldi ki, sonraki bölümler için de son derece heyecanlı ve umutluyduk. ve fakat, 2-3-4 üncü bölümler vasattı maalesef.


2. bölüm- prosedür: 
engin hepileri (çok severim) ve melisa sözen'in (pek hazzetmem) başrolde olduğu bölüm, saçma ve kötü bir senaryoyaya sahipti bana göre.
3. bölüm- hayatın müziği
damla sönmez'in (pek severim) başrolde olduğu bu bölüm, ilginç ve keyifli başladıysa da, saçmalayarak bitti maalesef bana göre....
4.bölüm- eşitlik
ekin koç ve pınar göktaş'ın başrollerini paylaştığı bu bölüm de 2 ve 3 kadar kötü olmasa da, oldukça merak uyandırıcı biçimde başlayan ancak tempoyu devam ettiremeyen bir bölümdü bana göre...
bakalım, diğer bölümler nasıl olacak.

bu ay okuduğum kitaplara gelirsek:

vanilya kokulu mektuplar
her ay bir çocuk kitabı okuma kararı almıştım geçen ay. fakat bu ayki seçimim geçen ayki (charlie'nin çikolata fabrikası) kadar sürükleyici ve keyifli değildi maalesef...


pardayanlar-1.cilt
bir cumartesi evine ziyarete gittiğim arkadaşımın kütüphanesini incelerken gördüm bu kitap serisini. 1971 basımını hem de! şöyle kalın kara kaplı, saman kağıtlı... şiddetle önerdi ve 10 ciltlik serinin 3 cildini ödünç verdi bana. 
sonrasında araştırdığım kadarıyla, kitabı bilenler hep ilk gençlik yıllarında okuyup çok etkilenmiş bu seriden esasen. fakat bana 30'umdan sonra haberdar olup okumak düştü:)
son derece sade, akıcı ve sürükleyici bir anlatım ile orta çağ Fransa'sının konu alındığı kitabı elimden bırakamayarak okuduğumu ve çok keyif aldığımı söyleyebilirim.


karaduygun
pardayanlar elime geçmeden önce başladığım kitaba bir haftalık bir pardayanlar molası verip kaldığım yerden devam ederek bitirdim. 
sema kaygusuz, uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı.
okuduğum bu ilk kitabı ile dili kullanımındaki ustalığına hayran oldum. anlatı türündeki bu kısa kitap, bölüm bölüm fazlaca ağır gelse de kimi bölümler müthiş bir tat bıraktı bende.
hüzünlü ve karanlık bir yanı anlattıklarının. insanın içine içine işliyor...



bol filmli ve kitaplı günler dilerim efenim;)

Birisine Birisine Aşık Oldum Birisine:)

Eski 45'liklerin o insanı sebepsizce mutlu eden tınısına bayılıyorum!
Belki de geçmişte hayat, bu müzikler sebebi ile daha güzeldi...
Hayat güzeldi diye müzikler güzeldi belki de...
"Yaşasın nostalji" o halde :)


Pazar, Ekim 22, 2017

Une Belle Histoire- Michel Fugain





"C'est un beau roman
C'est une belle histoire
C'est une romance d'aujourd'hui"


"Bu güzel bir masal
Güzel bir hikaye
Bugünün aşk masalı"

Çarşamba, Ekim 04, 2017

LCW Sense- Görme Engelliler de "Görebilsin" Diye...


Dün çok anlamlı bir gündü. LCW Sense projesinin basın lansmanı vardı. Projenin ve uygulamanın tanıtımı yapıldı. Duyarlı bir vatandaş ve 4 yıl farklılıkları olan bireylerle bilfiil çalışmış bir psikolojik danışman olmamın yanı sıra, bu projenin bu kadar destekleyicisi olmamın özel bir anlamı da var aslında:)
Hayatımdakisevgiliinsan uzun süredir hazırlığı içindeydi bu güzel projenin. Adım adım gelişimine tanıklık ettim ben de. Çoğunuz için yeni, biliyorum, belki ilk defa duyuyorsunuz hatta. Ama, bizim evde bir süredir sadece bu konu konuşuluyordu diyebilirim:)

Sizlere de süreçten kısaca bahsedecek olursam;
change.org'da açılan bir kampanya üzerine LC Waikiki bir proje başlatır ve görme engelli bireylerin bağımsız olarak alışveriş yapabilmelerini sağlayacak bir telefon uygulaması geliştirilmesi için kolları sıvar. Bu uygulamanın kullanışlı olması için geliştirme süreci boyunca 6 Nokta Körler Vakfı ve Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu ile görüşmeler yapar, fikirler alır.

Ve nihayetinde ortaya çıkan uygulama ile artık görme engelli bireyler kıyafet seçerken (mağazada ya da evde) ürünün rengini, özelliklerini ve yıkama talimatını öğrenebiliyorlar.
Bizler için çok sıradan kolaylıklar, ama görmediğinizi düşünsenize bir an...
Onların hayatlarında gerçekten kolaylık sağlayacak.
Bu kıymetli projede emeği geçen herkesi tebrik ediyorum can-ı gönülden. 
Hem mağazacılık alanında hem de diğer toplumsal alanlarda farklılıkları olan bireylerin yaşamlarını kolaylaştıracak, bağımsızlaşmalarını sağlayacak uygulamaların artmasını diliyorum ivedilikle...

Cumartesi, Eylül 30, 2017

2017 eylül ayı filmler (4) ve kitaplar (3) , 1 bölüm de dizi (7yüz)

good will hunting (can dostum)
bazı şeylere neden ve nasıl böyle geç kaldığımı anlamıyorum. herkes behzat ç. izlerken ben ne yapıyordum mesela. niye ancak 2016 yazında izleyebildim... ya da lost'u neden 2010'da izledim...
gündemi, popüler olanı takip edememek gibi bir sıkıntım var.
bu nedenle, bizim jenarasyondan kill bill'i izlemeyen tek kişiydim sanırım. neyse ki, nisan ayında ben de izlemiş oldum:)
can dostum da 20 yıllık film! ve lise, üniversite yıllarımda defalarca karşıma çıktı elbette, ve fakat ancak izleyebildim ben... 
iyi ki de izledim. ne varsa eskilerde var beee... artık böyle etkileyici filmler bulmak zor maalesef.
senaryosunu ben affleck ile matt damon'ın yazdığı ve başrollerini  de paylaştığı, usta yönetmen gus van sant'ın yönettiği film insana dair, sevgiye dair, cesarete dair konuları ele alıyor. keyifle ve duygular yükselerek izleniyor.



*will karakterinin hintli matematik dehası srinivasa ramanujan'dan esinlenerek yaratıldığı söyleniyor.

yaşamak güzel şey
annem bizdeyken onun isteğiyle izlediğimiz film. akıcı, kolayca izleniyor. müfit can saçıntı, yine hayat koşturmacasında ve teknoloji bağımlılığımızla neleri kaçırdığımızın altını çizmek istemiş. bu sefer biraz hüzünlü bir biçimde... insanda hoş duygular bırakan filmlerden.



40
yine annem bizdeyken bir akşam evde izledik. hayatların kesişmesi hikayelerini severim. bu filmi de sevdim. ali atay efsaneydi yine...



room (gizli dünya)
yıllar önce ablamın önerisi ile kitabını okumuştum. çok etkilenmiştim. 



sonra, filminin çekildiğini duyunca da çok heyecanlanmıştım ve mutlaka izlemek istiyordum. fakat vizyondayken izleyemedim. yine bir akşam evde izledik. 

kitabın bıraktığı etkiyi bırakamıyor elbette. yine de oldukça güzel. çok sevdiğim bu romanın filmini de izlemiş olmaktan çok memnunum ben:)



7yüz (1.bölüm)
yeni blu tv dizisi 7yüz'ü merakla bekliyordum. 22 eylül'de yayınlanan ilk bölümünü (büyük günahlar) izledik. çok etkileyici bir hikayeydi. ben çok beğendim. oyuncular genel olarak oldukça başarlıydı ama cem davran gerçekten parlıyordu!!! 



her bölümü, o bölüm içinde başlayıp biten hikayelerden oluşan, bölümlerin birbirinden farklı oyuncularla renklendiği ve her birinde sarsıcı yüzleşme hikayelerinin anlatıldığı dizinin, bakalım, diğer bölümleri nasıl olacak.


süpermen ve uğur böceği

okulumuz rehberlik servisi kütüphanesindeki tüm kitapları okumuş olmak istiyorum ki, önerirken, içim rahat olsun.
bu kitabı da bir cuma eve getirdim ve hafta sonu bitiverdi. çok akıcı bir anlatımı var ahmet şerif izgören'in. içinde etkileyici, ilham ve umut verici hikayeler var. severek okudum ben.



charlie'nin çikolata fabrikası

yine yukarıdaki gerekçe ile okulumuz rehberlik servisi kütüphanesinden okudum bu güzel kitabı da. filmi de izlemediğimden, hikayesini bilmiyordum.
çocuk kitaplarını hem önerirken daha fazla yardımcı olabilmek için hem çocuklarla çalıştığımdan mesleğime katkı sağlaması için (dünyalarını anlamak, zaman zaman da sevdikleri karakterden örnekler verebilmek)  hem de itiraf etmek gerekirse zihnime ve ruhuma iyi geldiklerin için okuyorum:)  
beslendiğimi, dünyamın zenginleştiğini hissediyorum çocuk kitaplarıyla. "okuyorum" dediysem çok da sık çocuk kitabı okumuyorum esasen, ama, her okuyuşumda daha sık okumayı diliyorum. bu yıl her cuma merak ettiğim birini alıp, her hafta sonu farklı bir hikayeye zihnimi, ruhumu açsam ne iyi olur aslında;)




vişnenin cinsiyeti

bir süredir listemde olan bu kitabı beylikdüzü sahaf günleri'nde kütüphaneme kattım, bir bilim adamının romanı, karaduygun, orhan veli tüm şiirleri ile birlikte. ilk bunu okumak istedim yeni edindiğim kitaplardan.
yaklaşık bir ayımı aldı okumak, aralıklı okudum yani. belki o nedenle olay örgüsünden zaman zaman koptum, belki zaten epey karmaşıktı... sert ve derin bir kitap. zamana ve yaşama dair güzel tespitler, ifadeler var içinde. ama dediğim gibi, tam hakkını veremedim sanki ben kitabın...



çok cümlenin altını çizdim. bir kısmını paylaşayım sizlerle:



  • “Herkes hiç olmamış şeyler hatırlar. Olmuş şeyleri unuttukları ise herkesin bildiği bir şeydir. Ya hepimiz hayalci ve yalancıyız, ya da geçmişin hiçbir kesin yanı yok. Bizleri biçimlendiren çocukluğumuzdur diyenleri çok duydum. Ama hangisi?” (syf 110)
  • "Biz bütün karşılaştıklarımızın bir parçasıyız ve bütün karşılaştıklarımız bizim bir parçamızmış. Bugüne dek dinler bunu bilimlerden daha iyi tanımlamıştı, ama artık fizik de metafizik de aynı şeyleri söyler gibi." (syf 107)
  • "Zamanın, sürekli bir şimdinin içinde olmakla bir haritaya bakmak, tepelerin, yükselip de alçalmalarını görmeden yalnızca yassı biçimi görmek aynı şey. Herhangi bir boyut algılaması söz konusu değil, yalnızca yüzey duyumsanıyor. Zaman hakkında düşünmek ise daha başdöndürücü, hatta uçurumsal." (syf 106)
  • “Bence her şeyden çok değişiklik ihtiyacında olanlar aşık olmayı seçiyorlar, sonra da kollarını semaya kaldırıp tüm suçu kadere yüklüyorlar. Oysa suçlu olan kader değil – yani kader bizim dışımızda bir şeyse eğer. Bence geceler boyu süren özlem sonucu yapılan bir seçimdir aşk.” (syf 88)
  • “Ben Tanrı’yı değil, kendimi arıyorum ki bu çok daha karmaşık.” (syf 122)
  • "Gelecek, parıltılı bir kent gibi uzanır önümüzde, ama çöldeki kentler gibi, yaklaştığımızda gözden yok olur. Belirli bir ışıkta kuleleri, kubbeleri, hatta oraya buraya koşuşturan insanları görmek kolaylaşır. Hep özenle, sevgiyle ederiz sözünü. Gelecek. Oysa sahtedir o kent. Gelecek de, şimdi de, geçmiş de yalnızca bizim kafamızda vardır. Uzaktan bakıldığında her birinin sınırları çekilir, eriyip yok olur, aynı gökte yüzen bir kentten bakıldığında düşman ülkelerin sınırları gibi. Irmak, bir ülkeden bir başka ülkeye akar hiç duraklamadan."(syf 174)

Çarşamba, Eylül 20, 2017

Namaste- Özüm Özünü Selamlar

Bir ay aradan sonra, dün, stüdyodaki yoga derslerime yeniden başladım. Her zamanki gibi şükran ve huzur dolarak ayrılırken, aklıma bir şarkı takıldı. 
Yoga felsefesinin çok anımsatacağı bir şarkı olmayabileceğini düşünebilirsiniz. Ama bir şekilde sözleri çağrışım yaptı bana.
Suretlere takılıp durduğumuz geçici dünyada görünenin içindekine bakabilmek ve bir olduğumuzu hep anımsayabilmek dileğiyle...



"İçime attım ne varsa 
Anlamaya çalıştım herkesi 
Aşkı da sevdim kavgayı da 
Anlatamadım ki 

Hiç korkmadım çelişkiden 
Onaylanmayan ilişkiden 
Ne çoğaldım övgüden 
Ne azaldım yergiden 

Hiç korkmadım yasaklardan 
Korunmadım tuzaklardan 
Kalktım güvenli kucaklardan 
Hep denedim bilerek göstermedim 

Kendimi sakladım görmeyi bilenlere 
Vitrinime değil iklimime gelenlere 
Deliyim aslında Allah'ına kadar deliyim 
Kalbimi vereceğim aslımı görenlere"


Pazartesi, Eylül 18, 2017

Geceler Kara Tren- Manuş Baba

Nazan Öncel'i çok severdim ilk gençliğimde.  O kadar ki, özdeşleşmiştim arkadaş çevremde kendisiyle. 
Bilirsiniz, o yıllarda sevilen şeylere tutkuyla bağlanılır... Çok güçlü bağlar kurulur o yaşlarda... 
Bir de Buket Uzuner sevdam vardı mesela,  bir de Teoman, bir de Vega...
Üniversiteden sonra eski ilgim azaldı Nazan Öncel'e. Ama hala çok önemli bir söz yazarı, besteci ve yorumcu olduğunu düşünürüm; şarkılarının yeri ayrıdır. 
Son yıllarda şarkılarını Manuş Baba'dan dinlemeye başladım çok severek.
Her ikisi de benzer nahiflikte ve derinlikteler gibi geliyor bana. İçime işliyor.


Pazar, Eylül 17, 2017

Her Ölüm Erken Ölümdür

"Ölüyorum Tanrım
Bu da oldu işte
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum Tanrım
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir
Üstü kalsın..."

Cemal Süreya




Zor bir haftaydı. İki ölüm haberi aldım. Biri ani, biri beklenen... Her nasıl olursa olsun çok acı her ölüm... Hazır olmak diye bir şey yok.
Geçen yıl da böyle bir haftam olmuştu iki ölüm haberi aldığım. O zamankiler yaşıtlarımdı hem de... Yaşıtlarının ve kendinden gençlerin ölümü daha bir zor karşılanıyor sanki...
Her ölümde kendisinin ve sevdiklerinin ölümlülüğü ile yüzleşiyor esasen insan. Her cenazede bir defa daha kaldırılıyor sanki kaybettiklerimizin cenazeleri... 
Hem de kendi cenazemizi düşünüyoruz. Bugün varız ama bir gün biz de hiç olacağız...
Belki de yaşamın tüm amacı, iyi hatırlanacak bir hayat sürebilmektir...