Salı, Haziran 20, 2017

sevgili anne babalar, çocuklarınıza verebileceğiniz en kıymetli şey; zamanınız!

anne babalar, iyi ebeveyn olmak ve çocuklarının gelişimine olumlu katkıda bulunmak isterlerken kaygılıdırlar bazen...  neyi nasıl yapacaklarına, nasıl davranacaklarına karar veremezler...
çok şey sorarlar, "şunu nasıl yapalım, bunu nasıl yapalım?"

ben de hep derim:
"çocuklar pek çok şeyi tolere edebilir; yeter ki, koşulsuz ve çok sevildiklerini hissetsinler."

hele ki, ekonomik şartlar meselesine özellikle değinirim... tabi ki, temel ihtiyaçlardan, temizlik, bakım, gıdadan bahsetmiyorum ama; bir nesneye sahip olamama,  çocuklar üzerinde tek başına olumsuz etki yaratamaz... 

çocuklar için önemli olan, anne babaları için değerli olduklarını, sevildiklerini, anne babanın kendisiyle vakit geçirmekten keyif aldığını hissetmek ve onlarla güzel anlar yaşamaktır.

hepimizin yaşamından geriye kalan da bu güzel anılar değil mi zaten?


Pazar, Haziran 18, 2017

babalar günü

"babam vefat etti" ağızdan ne kolay çıkıveren bir cümle... oysa anlamı ne kocaman, yarattığı boşluk ne dipsiz...
16 yıl boyunca defalarca kurmak zorunda kaldım bu cümleyi...
başlarda çıkartamıyordum hiç, dilimden dışarı dökemiyordum... hala da pek mahir değilim ya, yine de ilk zamanlara göre iyiyim elbette.

bu cümleyi ilk kuruşum, hatırladığım kadarıyla, 3 yıl sonrasında gerçekleşti ancak.
2004 eylülüydü. ege üniversitesi pdr'yi kazanmıştım. kredi/ burs başvurusu için varyant'taki kyk bürosuna gitmiştim tek başıma...
(babasız büyümek hayatın pek çok anında tek başınalığı getirir beraberinde... kpss'ye girerken, ehliyet sınavına girerken, gece geç saatte eve dönerken de yalnızsınızdır mesela genç yaşınızda... oysa yaşıtınız kızlara babaları eşlik eder hep bu ve benzeri durumlarda...)

kazulet memurlarıyla ve dört duvarın içine doluşmuş işini halletmeye çalışan gergin vatandaşlarla klasik bir devlet dairesiydi. işlemimi yapan kadın, evraklarımı beğenmedi. babamın çalıştığı yerden bir şeyler istedi. ilk defa orada döküldü bu kelime öbeği ağzımdan; 
"babam çalışmıyor benim, vefat etti de..."
ağzımdan çıkmasıyla kendimi dışarı atmam bir oldu. çünkü, başkalarının yanında ağlayamıyordum ben. varyant yokuşundan konak vapur iskelesine kadar ağladım. 

hatırladığım ikinci anım ise, 4 yıl sonrasında. okulu bitirmek üzereyken. son sınıfta bir ders vardı. herkes alanımızdan bir konu seçip 4-5 kişilik gruplar halinde tez çalışması gibi hazırlanıp tüm sınıfa sunuyordu. o günün konusu "kayıp ve yas"dı. başta her şey normaldi. konuya uygun olarak simsiyah giyinmiş olan bir grup sınıf arkadaşım konuya çok iyi hazırlanmıştı ve çok güzel aktarıyorlardı. sonra konu ilerledikçe "yakınını kaybedenlerin gösterebilecekleri tepkiler"i  anlatırlarken kalbim güp güp atmaya başladı bir anda, yüzümü alev aldı. fırlayıp amfiyi terk ettim. yakın arkadaşım koşup geldi arkamdan. durumu biliyordu, sarıldı. "duramayacağım ben" diyebildim zar zor, çıktım okuldan, yürüdüm yürüdüm yürüdüm, ara sokaklarda ağladım.

şimdi büyüdüm artık. evli barklı yetişkin kadın oldum. hatta,  bu yıl itibariyle, babamla geçen yıllarımdan fazla olmaya başladı babamsız geçen yıllarım...
alıştım, böyle yaşamayı öğrendim... 
ama boğazımdaki yumru hiç geçmedi...


(knidos/datça, 1991)

şimdi bugün babalar günü ya; çoğu evde öyle reklamlardaki gibi şen şakrak geçmiyor bugün esasen...
babası vefat eden çocukların, evladı vefat eden babaların boğazındaki yumru büyüyor böyle günlerde... nefes alamıyoruz pek çoğumuz... 
hem sadece vefat nedeniyle mi oluyor bu darlanmalar...
babası bu dünyadan göç etmiş olanların, artık yanında olmasa bile, en azından kalbinde güzel anıları kalmış oluyor kendini avutacak kadar...
diğer yandan, her gün terapi odasında dinlediğim gibi, babalara hep atfedilen "güven" duygusu temin etmek şöyle dursun, çocuğunu pek çok açıdan ve biçimde yaralayan babalar var hatırı sayılır miktarda...
velhasıl, babalar günü de, kime babalar günü, kime sızı günü...

Perşembe, Haziran 15, 2017

her çocuğun bir kahramana ihtiyacı var- ted konuşmaları

bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik.
öğrenciler için tamamen bitmiş olsa da, öğretmenler için "mesleki çalışmalar" adı altında devam ediyor temmuza kadar. 
bu süre zarfı, mesleği profesyonel ve bilimsel olarak yeniden ele almak, yılın muhakemesini yapıp, "bir sonraki yıl kendimize neler katabiliriz" diye düşünmek için önemli bir fırsat.
buna katkı sağlayacak kitaplar, filmler var pek çok... bunların yanı sıra, bir de ted konuşmaları var ilham alınabilecek.

ben ara ara açıp bu konuşmayı izliyorum mesela. iyi geliyor oldukça. eğitim sektöründe çalışan ya da çocuklara değen yetişkinlere iyi gelir umuduyla paylaşmak isterim sizlerle de:)
keyifli izlemeler dilerim.


Cumartesi, Haziran 10, 2017

cumartesi şarkısı;)



"People are strange when you're a stranger 
Faces look ugly when you're alone 
Women seem wicked when you're unwanted 
Streets are uneven, when you're down 
When you're strange 
Faces come out of the rain
When you're strange 
No one remembers your name 
When you're strange
When you're strange 
When you're strange 
People are strange when you're a stranger 
Faces look ugly when you're alone 
Women seem wicked when you're unwanted 
Streets are uneven when you're down 
When you're strange 
Faces come out of the rain
When you're strange 
No one remembers your name 
When you're strange
When you're strange 
When you're strange 
When you're strange 
Faces come out of the rain 
When you're strange 
No one remembers your name 
When you're strange
When you're strange 
When you're strange"

Cuma, Haziran 09, 2017

çölde çay- bernardo bertolucci

"Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için,
hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir.

Ama hiçbir şey çok tekrarlamaz kendini.
Aslında çok az tekrarlar.
Çocukluğunuzun bir öğleden sonrasını,
öyle ki,
hayatınızı onsuz düşünemediğiniz,
sizi derinden etkilemiş bir öğleden sonrayı,
daha kaç kez anımsayabilirsiniz ki?
Belki dört, beş kez daha.
Belki o kadar bile değil.
Dolunayın çıkışını daha kaç kez izleyebileceksiniz?
Belki yirmi.
Ama yine de, her şey sonsuzmuş gibi gelir."



2006 ya da 2007'de izlemiş olmalıyım çölde çay'ı...
ama bu sözler çok daha öncesinde, belki 2001'de belki 2002'de yazılıydı "çok özel defterim"de. bizim zamanımızdaki çoğu gencin beğendiği şiirleri, sözleri, alıntıları not ettiği o güzel defterlerden söz ediyorum. henüz internet yokken, kalem varken...
sahi, internet olmadan onca bilgi nasıl aktarılıyordu acaba? nereden öğrenmiştim o yaşımda bu alıntıyı...

Perşembe, Haziran 08, 2017

kitap okuyunuz, okutturunuz!

tıpkı spor gibi kitap okuma da, kültürümüzde tam oturmamış bir mesele diye düşünüyorum.
en basitinden örnek verecek olursam, toplulukta kitap okuyan insana yöneltilen "dikkat çekmek istiyor" ya da "entel" algısı hala yıkılabilmiş değil bence...

son yıllarda sosyal medyanın etkisiyle kitap fuarlarına, kitaplarla ilgili etkinliklere olan yoğun ilgiyi görmek memnun edici elbette. 
lakin, sosyal medyada gördüklerimizden yola çıkarak "çok kişi okuyor" tespitine varmanın doğru olmadığını düşünüyorum. zira sosyal medyada gördüklerimiz, yine kendi seçtiğimiz kişilerden oluşan -gerçekte tanıdığımız ya da tanımadığımız- sosyal çevremize ait paylaşımlar...
buzdağının görünen kısmı gibi bir şey. 
görmediğimiz, bilmediğimiz, karşılaşmadığımız hayatlarda okumaya duyulan ihtiyaç, okumaktan alınan zevk, okuma kültürü gibi kavramaların maalesef pek olmadığını düşünüyorum...


oysa ne güzeldir, kitaplarla insanı anlamak, yaşamı öğrenmek, farklı hayatlara tanıklık etmek... kimse mahrum kalmasa keşke bu keyiften...
hem tuna kiremitçi'nin de dediği gibi "başkalarının hayatını o kadar merak ediyorsanız, roman okuyunuz."

spor yapın, yaptırın!!!

spor, bizde çok iyi anlaşılmayan bir mesele. 
"spor yapan zayıflamaya çalışıyordur" algısı hakim bizim kültürümüzde.
halbuki, zayıflamaya yardımcı olmasının yanı sıra, ne büyük faydaları var sporun...
bilhassa çocuklukta ve ergenlikte...
çocuğun yemesi, içmesi, uykusu, ders başarısı pek önemsenir ebeveynleri tarafından; ama, sağlıklı gelişimin en önemli ögelerinden spor es geçilir her nedense... oysa sporun akıl-ruh-beden sağlığına katkıları muazzam!
çocukların ve gençlerin akranlarıyla paylaşımda bulunabileceği sağlıklı bir mecra sağlaması, rekabet, başarı, takım olabilme- ekip ruhu, disiplin, kaybetmeye tahammül edebilme duygu ve becerilerini güçlendirmesi ilk aklıma gelenler...
çocukların bitmez tükenmez enerjisini yönlendirebileceği müthiş bir kanal spor. böylelikle zararlı alışkanlıkları ve olumsuz davranışları önlemede de büyük etkisi bulunmakta.


velhasıl, yaşınıza, sağlığınıza, zevkinize uygun olan sporu yapın, yaptırın efem;)

Çarşamba, Haziran 07, 2017

2017 mayıs ayı filmler (0) ve kitaplar (1), ve bir de dizi (fi)

"nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken
yıllar hayatlar geçiyor"
diye buyrulduğu gibi o güzel şarkıda; günler, haftalar, aylar nasıl geçiyor, gerçekten hiç anlamıyorum...
ne ara mayıs ayını devirdik de, haziranın bile ilk haftası geçti! şaşılacak şey:)

ne yazık ki, mayıs ayı epey verimsiz bir ay olmuş kitap ve film açısından...
ama, epey gezdim! iki hafta sonu şehir dışındaydım. birinde canım memleketim izmir'deydim, birinde de en sevdiğim memleketlerden akyaka'da.
izmir'de hıdrellezi kutladım annem ve ablamla, kıbrıs şehitleri'nde, kordonda gezdim, bomba yedim çelebi'de, boyoz yedim dostlar fırında, kemalpaşa'da köylerde kahvaltı yaptım.
akyaka'da ise çok yakın arkadaşımın evlilik öncesi eğlencesini yaptık bir teknede. canım ege'nin güzel sularında deniz sezonunu açtım, dut ağaçlarına daldım, 45'liklerle dans ettim.
çok çok güzeldi iki mini seyahatim de:)

eee bu seyahatlerin öncesi, sonrası, hazırlığı, planlaması derken oldukça zamanım gitti. 3-4 haziranda da finallerim olduğundan bu ay bir miktar zamanım da ders çalışmaya (çalışmaya:)) gitti.
hal böyleyken tek bir film bile izlememişim koca ay!

fi
ama bir diziye başladım, yayında olan 9 bölümünü izledim.


"türk standartlarının üstünde" diyorlar, ama, açıkçası ben öyle bulmadım. son yıllarda takip ettiğim tek dizi olan poyraz karayel çok çok daha başarılı bir metine sahipti mesela. ya da ilk türk internet dizisi masum efsaneydi...
fi'de bir yapaylık var beni içine almaya engel olan... oturmamış gibi. 9 bölüm izledim ama sevemedim gitti...

psikanalizin içinden
psikanalist bella habip'in 1996-2006 yılları arasındaki seminer ve konferans notlarını, çeşitli dergilerde yayımlanan makalelerini, psikanalizi tanıtmak amacıyla derleyip toplayarak bir araya getirdiği yazılardan ve konuşmalardan oluşan kitabı.


psikanaliz geleneği
psikanalizin çocuk, ergen ve ebeveyn dünyasına bakışı
psikanaliz ve kadınlık
psikanaliz ve tarih
psikanalizde birey ve topluluk
psikanalizin kliniği
olarak 6 temel başlıkta sunulmuş yazılar. en son da bir deneme yazısı mevcut.
psikanalitik söyleme ve yaklaşıma ilgi duyan herkesin -ruh sağlığı alanından olsun ya da olmasın- severek ve yararlanarak okuyacağını düşündüğüm bir kitap.
tavsiye olunur efem;) 

Pazartesi, Haziran 05, 2017

pentagram- sonsuzluk

haftasonu karaköy nimet han'da katıldığım açık stüdyo gecesinde biri çaldı birden bu şarkıyı...
20 yıllık şarkı...
ne çok dinlerdik ilk gençliğimizde...
sözleri ayrı müziği ayrı güzeldir bu şarkının. dinledikçe dinleyesiniz gelir...


"Sanırsın, dağlarda yol olmaz 
Usanırsın, kalbinde güç kalmaz 

Uzanırsın, yarın olmaz 

Zor günlerin ardında huzur olmaz ki 
Her zaman, umutlar yön bulmaz 
Yarın olsa da, beklenen gün olmaz 

Sözlerim gerçektir 
Yüreğim kardeştir her zaman 
Umudum sonsuzdur 
Uğraşım bitmez hiçbir zaman 

Geliyor geçiyor hayat 
Dönüyor durmuyor dünya"

Çarşamba, Mayıs 24, 2017

Çocuğumu Ekran Başından Kaldıramıyorum!

"Çağımızın en önemli problemlerinden biri teknolojiye olan bağımlılığımız. Teknoloji getirdiği kolaylıklarla beraber yaşamımızın her an içinde ve ortasında. Bu durumun fiziksel, psikolojik ve toplumsal pek çok sakıncaları olabileceği gibi aile içi ilişkilerimize de olumsuz etkisi olabilmektedir.
Siz de çoğu ebeveyn gibi, çocuğunuzun telefonla, tabletle ya da bilgisayarla çok fazla zaman geçirdiğinden yakınıyorsanız, ufak tefek adımlarla durumu daha kolay yönetebilirsiniz.
İşe öz eleştiri yaparak başlayabilirsiniz. Artık hepimiz biliyoruz ki, çocuklar çevresindeki bireyleri model alarak öğreniyor. En çok da anne babalarını... Bu noktadan hareketle, yapacağınız ilk düzenleme, teknolojik aletlerle aranıza mesafe koymak olabilir. Aksi durumda, çocuğunuz sizin her fırsatta dokunmatik ekranı kaydırarak bir şeylere baktığınızı görüyorsa, ona bu konuda koyduğunuz sınırlar çok işe yaramayacaktır.
Bir diğer önemli adım ise çocuğunuz ile evinizde muhabbet ederek, oyun oynayarak beraber zaman geçirmeniz ve fırsat buldukça evin dışına çıkarak doğa yürüyüşleri, park, müze ziyaretleri, sinema, tiyatro, bowling, buz pateni, aile pikniği vb etkinlikler yapmanız olacaktır. Çocuğunuzun sizinle eğlenceli ve zengin vakit geçirmesini sağlamanın yanı sıra, onu akranları ile bir araya gelerek eğlenebileceği ve öğrenebileceği ortamlara yönlendirmeniz de oldukça önem taşımaktadır.
Böylelikle çocuğunuzun hem zihinsel hem bedensel hem duygusal olarak gelişimi desteklenmiş olup hem de eğlenme, rahatlama, onaylanma, başarma duygusu ihtiyaçları "gerçek" hayatta karşılanmış olacak ve sanal dünyadan uzaklaşabilecek."

***bir süredir yazamıyorum burada. tembellikten değil esasen... başka başka çalışmaların içine giriyorum;)
neredeyse 10 yıl olacak mesleğin içine gireli... artı 4 yıl lisans eğitimi ve sonrasında alınan bir sürü eğitim, edinilen deneyim... artık aldıklarımı vermenin zamanı geldi diye düşünüyorum.
mesleki çalışmalarımın yer aldığı bir web sitesi hazırlığındayım. ufak ufak yazılar yazıyorum. ilki de bu yukarıdaki.
önce burada, emektar blogumdapaylaşmak istedim. beğenilerinize sunulur efenim;)