Cuma, Kasım 04, 2011

midnight in paris


vizyona girdiği dönem izlemeyi pek çok istemiş, lakin bir türlü fırsat bulamamış ve nihayet ümidimi kesmiştim ki, sevgili giz'in blogunda (http://www.gizliteras.com/2011/11/midnight-in-paris-pariste-gece-yars.html) görünce istanbul'da bazı salonlarda hala oynadığını fark edip dün koşa koşa izlemeye gittim. tam da "sinema krizi"min geldiği bir döneme denk geldi, çok da iyi oldu.
son derece keyifli ve özgün bir film. ve tam da benim gibi romantiklere göre... tam da her şeyi bırakıp bohem bir hayata kavuşmayı arzuladığım şu günlerde...
(yazar, burada, "romantik" kelimesini "aklı hep gerçekte olmayanda olan, güzel hayaller düşleyip başka bir hayatın özlemini çeken" anlamında kullanmış olup, kelimeye "mum ışığı- şarap- gül klişesi"nden tamamen farklı bir anlam katmıştır;))
film, güzel şehir paris'i masalsı görüntülerle anlatmış, insanda paris'e gitme isteği uyandırmıştır.
(19 yaşında paris'e gidip, eifel haricini pek de gezmeden gelen pişman bir insanım ben. ve mutlaka bir kez daha gidip adamakıllı gezmek hep aklımda. ve söylemeden edemeyeceğim, bu sefer daha şık ve bakımlı bir şekilde. zira bir öncekinde üşüme korkusuyla şişman montumla idim ve kendim de biraz şişmandım.)
filmde beni en çok etkileyen noktalardan biri; insanın tatminsizliğine yapılan vurgu. hani şu "altın çağ sanrısı", kendimizden önceki dönemin daha iyi olduğuna dair temelsiz inancımız...
bir diğer güzel nokta ise, çok sevdiğim marion cotillard. ve bir de adrien brody'nin harika ses tonu ve oyunculuğu!
sözün özü "sinema krizi"mi ziyadesiyle tatmin eden çok hoş bir filmdi.
-naçizane- tavsiye edilir.


@ bu arada woody allen 75 yaşında imiş!
ne diyim, şaşırıyor insan.
"önünde saygıyla eğilesi" diyorum başka da birşey diyemiyorum.

n.ç. ...

mağdur olanın hakkını korumakla görevli "adalet" sistemi,
sen kimin yanındasın!
ve ülkem,
sen nereye gidiyorsun?