Salı, Şubat 28, 2012

ezgi ana'nın tarifleri :)

müthiş sağlıklı, doyurucu ve besleyici bir tarif benden size:

bulgurlu ıspanak salatası ve kolay kısır

ıspanaklar güzelce yıkanır, marul gibi doğranır
taze ya da kuru soğan, kırmızı biber, salatalık ve isteğe göre roka, maydanoz gibi yeşillikler küçük küçük doğranıp eklenir
isteğe göre konserve mısır eklenir (ben her şeye eklemeyi tercih ediyorum.)
haşlanmış suda bekleyip suyunu çekmiş ince bulgur eklenir
zeytinyağı, tuz ve bolca nar ekşisi ile lezzete lezzet katılır;)

sonraaa;

diyelim ki, salataya yeterli miktarda bulgur koydunuz ama yine de arttı. demek ki biraz fazla haşlamışsınız.
"ee, kalanı ne edeceğuk?" dediğinizi duyar gibiyim.
merak etmeyin, süper bir fikrim var;)
buzdolabını bir açtınız, o da ne? yarım paket acılı ezme var!
o halde bulgurla acılı ezmeyi karıştırıp, bir de nar ekşisi ve kıyılmış maydanoz ekleyin.
işte size, kolay kısır! hem de çok lezzetli.
hem de atılmaya yüz tutmuş acılı ezmeyi de değerlendirip "ev ekonomisi bilimi"ne uygun davranmış oluyorsunuz;)

afiyet olsun.


Pazartesi, Şubat 27, 2012

takip edilesi siteler

çok sevdiğim blog yazarlarıyla paylaşayım dedim:

blog'u tweeter'laştırmak-8

@ sağlıklı yaşama isteğiyle doluyum bu ara.
aylardır dönüş yapamadığım pilates sahalarını yeniden gözden geçirdim.
ve "belki de istediğim bu değildir, bir başka spora yönelmeliyim belki de??" fikrine vardım. denemeye tenis ile başlayacağım;)
araştırmalarım sonucunda, şu an için bana en uygun gelen "spor a.ş.".
velhasıl kelam, bahçelievler- bakırköy civarında tenis kursu önerilerinizi bekliyorum!

@ sporun yanı sıra, sağlıklı beslenmeye de kararlıyım.
çikolata, cips, kek, çerez gibi bilumum aburcuburu hayatımdan çıkarmak istiyorum.
yerine koyacağım bir şey yok, zira zaten sağlıklı yiyeceklerin de hastasıyım ben! benim sorunum güzelce sağlıklı yemekleri yiyip üzerine aburcuburlarla cila çekmem..

@ hatta ve hatta, sağlıklı yaşam olayını abartıp, sevgili ev arkadaşımın tavsiyesine uyarak, "yeşil çay" içmeye başladım bugün!
lakin ilk günden 2 bardak bünyemi sarstı sanırım biraz. midem bulanıyor!

@ bu arada vizyondayken izlemek istediğim filmlerin sayısı artıyor da artıyor, garip bir şekilde bir türlü sinemaya gidemiyorum bu ara..
işte o filmler:
hugo cabaret
nar
carnage
the artist
shame
drive
my week with marilyn
the help
muppets
the descendants

@ bir türlü gidemediğim yerlerden biri de, cumartesi pazarıydı (bakırköy). nihayet geçen hafta yaklaşık 3 yıldır süren totemi kırdım:)
pazara bayıldım!!! tam anlamıyla "yok yok". en yakın zamanda yeniden gidicem!

@ bir de şöyle bir yer varmış. yeni öğrendim ben.
en yakın zamanda gitmeye çalışıcam oraya da, çok güzel görünüyor!



@ bu arada, biz böyle gündüz çalışıp akşam evimize koşarken başka türlü yaşayan insanlar var hayatta:
"bir başka yaşamın mümkün olduğunu hatırlatayım" dedim;)

Pazar, Şubat 26, 2012

"bilme"ye takıntılı bu kafa, zinhar tahammülü yok boş lafa :)

insanları kategorize etmemek, herkesi olduğu gibi kabul etmek, kimseden rahatsız olmamak istiyorum. lakin, engel olamıyorum kendime...
tahammül edemediğim şeyler var hayatta...

mesela, biri bilgisizlik, kendini geliştirmeme; bir diğeri de insanların pek de bilmedikleri halde çok inandıkları temelsiz yargıları...
ne zaman biri böyle bilmeden konuşsa, sığ yorumlar yapsa, temelsiz genellemeler savursa irkiliyorum ben...

bu hafta yaşadığım birkaç örnekle mevzuyu daha anlaşılır kılmaya çalışayım:

* tutunamayanlar'dan bahsederken, kitabın adını ilk defa feysbuk'taki olric paylaşımlarıyla duyduğuna yüzde bin beş yüz emin olduğum zatın lafa karışarak
"yaa ben aldım da, modası geçsin diye bekliyorum, modayken okuyamıyorum ben, bende de bu var!"
diyerek, 40 yıllık (mecaz değil, hakikaten 40 yıl olmuş basılalı) kitaba yeni çıkıp "bestseller" olan kitap muamelesi yapması...
* yine bir filmden bahsederken, lafa karışıp ne olduğunu anlamadan
"hatırlamıyorum da, izlemişimdir herhalde!"
demesi... (insan izlediği filmleri bilmez mi?)
* elimdeki sevda sözleri'ni alıp
"aaa bu kitap çok güzel, kliplerde falan görüyorum!"
demesi bir başkasının...


yazımda da bahsettiğim gibi, kimseye not, puan vermek, kimseyi küçümsemek istemiyorum elbette.
kaldı ki, bunu yapacak mercii elbette ki değilim.
sadece istiyorum ki, en azından belli bir eğitim seviyesinde ve yaştaki insanlar bilsinler bir şeyleri...
ve dipnot: biliyorum ki, benim de cümlelerim ve bildiklerim kimilerine komik, yüzeysel, yetersiz geliyordur, gelecektir.

Pazartesi, Şubat 20, 2012

Cumartesi, Şubat 18, 2012

bir şeyler bir şeyler... bıt bıt bıt..


"birisini sevmekle gelen o inanılmaz hoşgörünün gücü azaldığında, ayrıntılar bile batar insana."
diye yazıyordu kumral ada mavi tuna'da...

sanırım en zoru;
bir zaman sonra,
birlikte olabilecek kadar çok sevmeyip
ayrı olabilecek kadar da az sevmemek...

tam tatmin olamasak da, yaşanan onca güzelliğin hatırına kalmak...

Cuma, Şubat 17, 2012

dünya kedi günü


sevgili izlediğim bloglardan öğrendiğime göre, dünya kedi günüymüş bugün.
albümümün nadide parçalarını paylaşmanın zamanıdır o halde;)


bizim büyük çaresizliğimiz- seyfi teoman


film hoş.
filmin uyarlandığı barış bıçakçı'nın aynı isimli romanını da okuma isteği uyandırdı ziyadesiyle.
sözlükte yapılan bir yoruma aynen katılıyor ve sizlerle paylaşıyorum:

"iyilik dolu bir film.
hiç bir gerilim yok, çok dingin.
keyifle izletti kendisini. "


taner birsel az görünüyor ama öz görünüyor. sonlara yakın yine bir rakı sofrasında kurduğu cümleler çok etkiledi beni:

"şimdi gülüyoruz da; o zamanlar 'hata yaptım beceremedim' duygusu çok kötüydü ya...
aslında bir hata varsa o da neydi biliyor musunuz? hata, bu kadar ağır bir şeyin altından kalkabileceğini düşünmek...
yani, anneni babanı kaybetmişsin, daha çocuksun...
bakıyorsun, 'aa, yaşıyorum' diyorsun, 'demek ki kaldırabiliyorum, ayaktayım, bir işim var, çetin iyi kötü okuyor, bir felaket bekliyordum ama olmadı' diyorsun...
oysa, zamanla oluyor ne oluyorsa yahu... insan fark etmeden, sen anlamadan.
çetin şimdiki çetin oluyor mesela, ben de böyle bir murat..."

Perşembe, Şubat 16, 2012

blog'u tweeter'laştırmak-7

@ aöf ikinci üniversite harçların 2 taksidi son ödeme tarihi: 29 şubat! kaçırmayalım;)

@ bahçelievler ilçe emniyet müdürlüğü yaşam hastanesi'nin dibindeki o müthiş yerinden taşınmış! ehliyetimi teslim almak için gittiğimde, ben mağdur oldum, siz olmayın;)

@ işten eve dönerken havanın kararmamış olması, mutluluk sebebi! kışı uğurluyoruz;)

@ kitapçı gezdim dün. yine bir sürü yeni kitap çıkmış. çıldırıcam!!
çok sevdiğim 3 yazarın da yeni kitaplarını gördüm hem de:

ece temelkuran- kayda geçsin
murathan mungan- doğu sarayı
sunay akın- bir çift ayakkabı

ah ah, nasıl aklım kaldı..

@ sunay akın demişken, haftasonu oyuncak müzesi'ne gittik biz. tavsiye ederim;)

@ o halde, sunay akın'dan bir kuple ile sonlandıralım yazımızı:

"sen bana mı soruyorsun 'yalnızlığı sever misin' diye
ben ki çayı bile iki şekerli içerim, birlikte erisinler diye"

Çarşamba, Şubat 15, 2012

orhan veli'den...

bayrak

ey bir muharebe meydanında
avuçları kanımla dolu
kafası gövdemin altında
bacağı kolumun üstünde
cansız uyuyan insan kardeşim!

ne adını biliyorum
ne günahını.
ihtimal aynı ordunun neferleriyiz
ihtimal düşman.
belki de tanırsın beni.
ben İstanbul' da şarkı söyleyen
tayyareyle Hamburg' a düşen
majino' da yaralanan
atina' da açlıktan ölen
singapur' da esir edilenim.

alınyazımı kendim yazmadım
bununla beraber biliyorum,
o yazıyı yazanlar kadar olsun,
çiçekli dondurmanın tadını
cazbant sesindeki sevinci,
meşhur olmanın azametini.
sen de nimetler tanırsın biliyorum;
çaydan, simitten,
kalınca bir paltodan gayrı.
zeytinyağlı enginar, kremalı keklik
bir kadeh black and white viski,
kıl pranga kızıl çengi bir esvap.

yirmi yıllık çalışmanın
bir kurşunluk hükmü varmış,
hayata harkof bölgesinde atılmakmış nasip;
aldırma.

biz bir bayrak getirdik buraya kadar;
onu da ileriye götürürler;
şu dünyada topu topu
iki milyar kişiyiz,
birbirimizi biliriz.

Salı, Şubat 14, 2012

başucumda müzik- kürşat başar

yazdığım gibi, yeni kitap arayışım için ev arkadaşımın kitaplığına başvurmuştum. ve böyle rahatça okunan, akıp giden bir kitap isteyince, bu kitabı önermişti arkadaşım.
dün gece bitirdim kitabı.
gerçekten de, keyifle okunan bir kitap.
1950'lerden 60'lara uzanan demokrat parti iktidarı dönemi konjonktüründe bir aşk hikayesi konu ediliyor romana. zaman zaman insana "yok artık" dedirten tesadüflerle gelişen, "bu kadarı zaten ancak romanlarda olur" dedirtecek kadar büyük bir aşk...



güzel sözler söylemiş kürşat başar, güzel tespitlerde bulunmuş. işte bunlardan bazıları:

* gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk/hiçbir yere gitmiyor. (e. cansever)

* birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın.

* politika bana göre bu ülke için bir şeyler yapmaktan çok kendileri için çalışa, kendi aralarındaki oyunlarla uğraşan ve bunun için pek çok şeyi göze alanlara göreydi. ben politikacıların iyi bir şey yapacağına hiçbir zaman inanmadım.

* bu oyunun bir kerelik olması ve bütün acemiliğimize rağmen bir şans daha verilmemesi beni hep incitir...
büyük bir haksızlık değil mi bu?
karşımıza çıkan her yol ayrımında bir seçim yapmak, bir inden vazgeçmek, birilerinden ayrılmak, ötekini seçersek ne olacağını hiç bilmeden, yalnızca düşünerek ya da içimizden gelen sesi dinleyerek (çoğu zaman o da başkalarının sesi tabi) sağa değil de sola gidivermemiz, bu sıradan seçimlerle bütün hayatımızı belirlememiz tam bir saçmalık değil mi?

* insan kendisi için yılların geçtiğini kolay kolay anlamıyor. yaşlanmanın, ölümün başkaları için olduğunu sanıyor.
sanki beyaz bir kağıda çizilmiş resmimizin üzerine sürekli ince şeffaf bir kağıtla bir yenisi konuluyor, her ince yaprakta belki küçük bir çizgi, belli belirsiz bir kıvrım var ama öylesine yavaş yavaş değişiyor ki, yılların geçtiğini, o yüzün değiştiğini fark edemiyor insan.

* ne olursa olsun hayatını durdurma! durup hayata bakmaya başladığın zaman yaşamak zordur.

* hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey, doğruları bilip yanlışları seçmek istemesi midir?
belki ondan da kötüsü, yanlışları seçmek istediği halde doğruları seçmek zorunda kalmasıdır.

* insan hayatında sözcüklerden çok kullanılan ne var?
onun için sözcükler eskidir, yıpranmıştır, kirlidir.
içleri hep, yüzyıllar boyu ortak anlamlar oluşturan şeylerle doldurulmuştur.
onları alıp yeniden, sizinle bir başkası arasında, yalnız ikinize ait çağrışımlarla dolu, yalnız ikinizin tam olarak ne anlama geldiğini bildiğiniz sözcüklere dönüştürmek neredeyse imkansızdır.

* aslında her şeye anlam veren zamandır.
eğer zamanı çabucak geçirebilmeyi ya da istediğimiz kadar uzatmayı başarabilseydik hayat eşsiz olurdu.

* tembel, umursamaz, zamanın geçişine aldırmadan, zamanın henüz, her an, ne yaparsak yapalım kaybedilen ve bir daha asla geri getirilemeyen bir şey olduğunun, dünyadaki en değerli şey olduğunun farkında bile değilken, hiçbir şeyi tasarlamaya, karar vermeye, düşünmeye, kaygılanmaya gerek yokken, akşam uykularının derin uyunduğu, gerçekle düşün henüz birbirinden ayrılmadığı, sabahları uyandığımızda bir bardak sıcak taze sütün kokusunu duyduğumuz ve aynı o süte benzeyen denizin ışıklı örtüsüne baktığımız günler....

Pazartesi, Şubat 13, 2012

faşizan zihniyet her yerde- volume 2


"herkes kendi zenci'sini yaratıyor ve o şekilde mutlu oluyor." dedi bir arkadaşım...
haklıydı...
kendimizi, diğerlerinden farklı/ üstün görmeye pek meraklıyız hepimiz... puan veriyoruz, değer biçiyoruz insanlara kafamızdan... kendimizden yukarıda gördüklerimiz var, aşağıda gördüklerimiz var...

en çok da feysbuk'ta görüyoruz bunun tezahürünü... saçmasapan gruplaşmalar, klikleşmeler ve öteki'ni daha küçük görmeler.
izmir mesela... (bir izmirli olarak, insanların "salt izmirli olmak"tan ötürü kendilerini "üstinsan" olarak görmelerinden ne denli tiksindiğimi bilenler bilir)
ve daha pekçok örnek...
insanların içindeki faşist nasıl çıkıverdi , şaşkınlıkla seyrediyorum.

Çarşamba, Şubat 08, 2012

kartopu tatlısı


sevgili izlediğim bloglardan birinde görmüştüm tarifini:
"- 1 kutu krema
- 1 su bardağ pudra şekeri
- 1 su bardağı süt tozu
çırpılıp, buzdolabında 2 saat bekletilir. sonrasında küçük parçalar koparıp yuvarlanarak hindistan cevizine bulanır."
şeklinde oldukça pratik bir tarifti.



dün denemek istedim. lakin, hazırlanan krema, bir türlü top yapılacak kıvama gelmedi, akışkan kaldı.

ben de moralimi bozmadım elbet;)

pasta altı keki sütle ıslatıp üzerine kivi dizdim (krema oldukça tatlıydı çünkü). üzerine kremayı sürdüm. ceviz ve hindistan cevizi ile süsledim. biraz fazla tatlı olmakla beraber, oldukça lezzetli bir tatlı oldu. afiyetle yedik.

fakat, yine de çok sevimli görünen kartopu tatlısından vazgeçmek istemiyorum! bu tatlının başka bir tarifini bilen var mı?
sanırım, içine margarin gibi katılaştırıcı bir şey eklenmeli..
yardımcı olursanız sevinirim;)

Salı, Şubat 07, 2012

tesadüfler- volume 9

bazen, garip bir şekilde, bir şeye aynı gün içinde defalarca rastlıyorum..
bir kitap, bir film ya da herhangi bir şey..
mesela gazetede görüyorum sabah, sonra internette alakasız bir şey ararken o yeniden çıkıyor karşıma, sonra yine alakasız bir sohbet sırasında lafı geçiyor vs.

nasıl oluyor, niye oluyor gerçekten anlamıyorum.
size de oluyor ama, öyle değil mi?


bugün de "the help" filmi öyle oldu. filmi de, kitabı da (duyguların rengi/ yardımcı) ikide bir karşıma çıkıyor. ben de napayım, işaret saydım bunu ve filmi de kitabı da listeme yazdım ;)

Pazartesi, Şubat 06, 2012

bir pazar güzellemesi

istanbul'a döner dönmez, güzel şehir ile hasret gidermek için attım kendimi karaköy'e. hava da mis. tam sahil havası çekmelik, şehrin güzel semtlerini gezmelik...

meşhur "namlı" feci kalabalıktı, biz de yanındaki "çerkezköy şarküteri"ye şans verdik, oldukça da memnun kaldık.



keyifli kahvaltının ardından karaköy'de kısa bir yürüyüş yaparak tophane-i amire'ye (msü güzel sanatlar fakültesi), dali sergisi'ni gezmeye gittik. (sergi ücreti: tam 10, indirimli 5 lira)


ressamın o çok bildiğimiz eserlerini göremiyoruz sergide. toplamda 121 eser var ve 3 bölümden oluşuyor sergi:
gala ile akşam yemeği (12 eser)
sürrealizm izleri (9 eser)
ilahi komedya (100 eser)

en büyük kısmı oluşturan "ilahi komedya", dante'nin eserini okumayanlar için çok anlamlı gelmeyecektir. ara ara anlatan görevli bayan olmasa, resimleri anlamak benim için imkansızdı mesela.

serginin girişinde, ressamın bir röportajının videosu gösteriliyor. dali'nin ne kadar kendine özgü bir insan olduğunu orada rahatlıkla görebiliyoruz.

fakat, sergideki resimlerinde çizim anlamında çok olağanüstü bir şey gördüğümü düşünmüyorum.

sonrasında çukurcuma'dan istiklal'e çıktık, istiklal'i dolaştık. istiklal'e gelmişken, "toplamda hepi topu 5 salonda gösterime giren 'we need to talk about kevin'i izlemeden olmaz" dedik.
gerçekten başarılı, özenle çekilmiş bir film izledik böylelikle..
çocuk oyuncular da dahil olmak üzere, gerçekten çok iyi oyunculuklar izliyoruz filmde (özellikle de, tilda swinton ve ezra miller).


kapanışı da benim ilk defa denediğim arby's ile yaptık. kıvırcık patateslere bayılsam da, jambonumsu etlerden hiç mi hiç hazzetmedim.

oldukça güzel bir kavuşmaydı istanbul ile..
izmir'i mi yoksa istanbul'u mu daha çok sevdiğime hiç karar veremeyeceğim sanırım...

Cuma, Şubat 03, 2012

dedem

dedem bizdeydi dün akşam...
yaklaşık 2 yıl önce anneannemi kaybettik, yalnız yaşıyor dedem.. hep derler ya "kadın kendine bakıyor, yalnız kalan erkek bakamıyor kendine" diye. gerçekten de öyle...

gözlemledim dedemi. yılların getirdiği alışkanlıkları var, nereye gitse onları yaşatmak istiyor.
koltuğunun önüne küçük bir sehpa koyuyor, hep yanında taşıdığı kişisel eşyalarının bulunduğu bir torbası var, onun içinden bulmacasını, ilaçlarını, gözlüklerini çıkarıp o sehpaya diziyor vs.
ayakkabı çekeceğini bile yanında taşıyor!
bulmacasını çözüyor, hayvanlı belgeselleri izliyor.
televizyon çıktı beri komşuluğun öldüğünden bahsediyor sonra (televizyon mu kaldı dede? herkes internette vakit geçirip yalnızlaşıyor artık, televizyonda değil).
geçen sene kömür aldığı kömürcüde "bir alet olduğundan, oraya kart sürtüp para çekildiğinden" hayretle bahsediyor sonra.
artık elektrikli sobaya geçtiğinden, sobanın ikinci çubuğunun yatarken tam ayağına denk geldiğinden bahsediyor.
vs vs..
gülümsüyorum..
acıyorum da biraz..
ne diyim, allah herkese sağlıkla, mutlulukla yaşamak ve yaşlanmak nasip etsin.

Perşembe, Şubat 02, 2012

izmir'de kar coşkusu



(karşıyaka çocuk yuvasının önü)

3 yıldır istanbul'da yaşamama rağmen en soğuk günlerde (sömestra denk geldiğinden) izmirde olduğum için "karlı istanbul"a hasretim.

(annemle savaş:))

neyse ki, bu sabah izmir bir sürpriz yaptı bize ;)

(annem ve ben)

uyanıp karı görünce ne yapacağımızı bilemedik, attık kendimizi sokaklara, tanıdık tanımadık herkese kartopu attık, koştuk, güldük.
çok güzeldi.

(annem ve kuzeni)

Çarşamba, Şubat 01, 2012

güzel şarkı dinleyelim haydi;)

(yeni çıkan müzikleri pek takip edemiyorum uzun yıllardır. genelde aynı (çok sevdiğim) şarkıları dinliyorum ya da yakınlarım keşfediyor, bana dinletiyor, bir süre onlara takıyorum vs.)

bu şarkıya radyoda denk geldim bu sabah ve çok sevdim.
ne zaman çıktı bilmiyorum. ama, tam bir yaz şarkısı bence. bir de çocukluğumdan, 90'lardan gibi..
çok enerjik, olumlu bir şarkı.
insan yaz olsun istiyor... hepimiz güzel olalım, güzel rahat giysilerimizle mutlu olalım, neşeli, enerjik, aşık olalım :)