Çarşamba, Mart 28, 2012

saptadığım saçmalıklar ;)


@ belediye otobüsünde "ilerler misiniz" diyen şoföre patlamak ne saçma.
"2000 kişi mi alcan, nereye ilerleyelim, yer mi var" gibi hani.
balık istifi gibi yolculuk yapmak benim de hobim değil elbette, ama, bunun suçlusu da şoför değil sonuçta.
ne yani, ilk 2-3 durak haricindeki insanların binmeye hakkı yok mu, almasın mı onları şoför?

@ daha da saçma olan bir şey varsa, o da şu:
"kolay gelsin" diyen insana "kolaysa başına gelsin" demek :)

Pazartesi, Mart 26, 2012

benim annem canım annem


soldan ikinci bayan benim sevgili annem!
seninle gurur duyuyorum ve seni çok seviyorum annecim!

Perşembe, Mart 22, 2012

mino'nun siyah gülü


4-5 ay önce, varlığını öğrendiğimden bu yana, okumayı çok istememe rağmen, okumak ancak bugünlere nasip oldu.

çok güzel bir kitap hediye etmiş bize hüsnü arkan.. içinde bu güzel şarkının olduğu cd'yi ile birlikte hem de.


1960'lardan günümüze bir ailenin 5-6 ferdinin dilinden yaşamlarını anlatıyor bizlere.
hüzünlene hüzünlene, ve fakat son derece keyifle okunuyor.
benim gibi ertelemeyin bence; en yakın zamanda okuyun!

Çarşamba, Mart 21, 2012

işte öyle bir şey...

12 yaşındayım... babam yeni emekli olmuş. emekli olmuş dedimse yaşlı sanmayın, henüz 44 yaşında genç adam. yeni iş kurmuş, çok çalışıyor, 10-11'den önce dönemiyor eve. ama hep eli kolu dolu... özsüt yeni açılmış bizim ilçemize. profiterol alıyor, dondurma alıyor...
bazı geceler ablamla ben uyumuş oluyoruz o geldiğinde. öperek uyandırıyor bizi öyle durumlarda. uyanıp tatlımızı yiyoruz. konuşup gülüşüp öyle uyuyoruz...
....

11 yıl oldu babam aramızdan ayrılalı.
yaşam garip.. insan, bir süre sonra, hayatın akışı içinde yokluğunu hissetmiyormuş gibi oluyor.
sonra birden, bir akşam böyle bir anı geliyor gözümün önüne, boğazıma bir yumru oturuyor, evime giderken otobüste ağlatıyor zamansızca ...
...

anlıyorum o an; böyle bir adamla evlenmek, mutlu bir aile olmak istiyorum.

Pazartesi, Mart 19, 2012

ece temelkuran'dan..

"...
Kimselerle konuşmadığımız gibi konuştuğumuz sevgilimiz gidince biz artık ancak herkesle konuştuğumuz dille kalıyoruz elbette. Soğuk, çekirdeği olmayan bir dille, öylece...
Kuşlar geçmez ki insanın sesinden o zaman, yağmur yağmaz ki ağzına. Ağzında şokella eritir gibi söylediğin onca sözcük kapıdan çıkar, kapı kapanır. Dil kapısı çarpılır, şokella, yağmur ve kuşlar birbirine karışıp, seni de dilsiz bırakıp çekip gider. Gitmez mi?
Yamru yumru bir şeyler kuruyoruz iki insan, kurarız, herkes kurar. Birbirine uyan taşlar zamanla bulunur, zaman taşları birbirine uygun hale getirir. Bu taşlardan bir yuva kurulur.
Dostlar arasında da, sevgililer için de böyle bu. Sözcükler de böyle kurulur, giderek birbirine uyar. Kimse herkesle konuştuğu gibi konuşmaz, dostuyla, sevgilisiyle, çocuğuyla. Bin dil nehri akar her insanın içinde.
Bazıları haritalardaki nehirler gibi incelerek yok olur, bazılarının önüne manasız, yanlış barajlar kurulur. Sular altında kalıyor içimiz işte bu yüzden, bazen, dil kapıları tıkanınca...
Çağrılmayan, çağrılsa da gelmeyen dillerimiz oluyor büyüdükçe, ayrıldıkça, kapılar çarpıldıkça ve "sevenler ayrıldıkça"
..."

tamamı için:

Pazar, Mart 18, 2012

www.aşkbu-mu.com

sevgili Lulu sayesinde ne zamandır tiyatroya gitmediğimi fark ettim,
ve hemen harekete geçtim.

cuma akşamı, çok sevdiğim yunus emre kültür merkezi'nde, çinli yazar nick rongjun yu'nun şubat ayında türkiye prömiyerini yapan www.aşkbu-mu.com oyununu izledim.

iletişim çağında iletişim kuramayan genç bir çiftin sanal ve gerçek dünyalarını bize aktaran oyun yaklaşık 2 saat sürüyor. oyun boyunca, arka fonda hoş müzikler ve perdeye yansıyan hoş görüntüler eşlik ediyor oyuna. oyunculuklar başarılı (Doğacan TAŞPINAR, Füruzan AYDIN, Esra Pamukçu BOZKURT, Bulut AKKALE).
lakin, hikayenin biraz klişe olması ve sonunun tahmin edilebilir olması oyunun çok keyifli bir oyun olmasını engelliyor.

velhasıl, yunus emre'de izlediğim her oyundan doymuş olarak çıkmış olan biri olduğumdan, bu oyunun benim beklentilerimi pek karşıladığını söyleyemeyeceğim.

izlemediğim 2 oyun kaldı orada. biri külhanbeyli müzikali, diğeri ise yine yeni bir oyun olan hangisi babası. umarım aradığım keyfi onlarda bulurum ;)

"üşümeyenkadın"ın hastasıyım!

daha önce de yazmıştım:





yahu, ben kat kat giyinip sarılıp sarmalanıp öyle atıyorum kendimi sokaklara.
sonra sokakta bir bakıyorum, hatunlar deri ceketle, bir de ceketlerin önleri açık, içlerine giydikleri de penye badi!
hayret ediyorum.





(işte ben şu çizgili kazaklıyım sanırım:))





geçen cumartesi, "eeee, yeter, ben de şık olucam, sıkıldım kıştan, kabandan" dedim. giydim deri ceketimi, içime de ince kazak çektim. buluştum çok yakın arkadaşımla.
beyazıt'tan istiklal'e uzanan tarihi istanbul turu yaptık.
gecesine hastalandım. 3 gün işe gidemedim, yattım 5 gün yemin ederim.

velhasıl, anladım ki, bahar istediğimiz zaman gelmiyor, doğayla mücadele kazanılmıyor :)


lakin, bazı kızlar niye hiç üşümüyor, ona hala aklım ermiyor.

Perşembe, Mart 15, 2012

cem adrian aşkına


tanışmak mümkün olsa keşke bir gün....
çok özel bir insan bence o...
tüm duygularıyla ve içten söyleyişiyle...

Çarşamba, Mart 14, 2012

blog'u tweeter'laştırmak-9

@ kırmızı mercimeğin çorbasını, yeşil mercimeğin yemeğini yaparım ben.
lakin bugün mercimek çorbası yapmaya kalkınca, ve sadece yarım su bardağı kırmızı mercimeğin kaldığını görünce, bardağı yeşil mercimekle tamamlamak zorunda kaldım.
gayet başarılı oldu bence. denemeye değer;)
bu arada hatırlarsanız, sağlıklı beslenme kararı almıştım bir zaman. işbu nedenle patatesi hayatımdan mümkün olduğunca uzaklaştırmak gayretindeyim. çorbaya da patates koymadım, onun yerine 1 havuç daha koydum;)
o değil de, blender çıktı mertlik bozuldu:) mercimek hala en sevdiğim çorba olmakla beraber, yapılışının bu kadar kolay olması eski değerini azalttı mı ne:)


@ bugün bimeks 10 kuruş, migros 5 kuruş para üstümü vermedi. 1 kuruşları hiç alamadık zaten, onu biliyorum da. 5 kuruş 10 kuruş para üstü vermemek ne oluyor yahu!!! hadi bakkallar falan bir derece de, ikisi de kurumsal şirket yani. şaşırdım kaldım vallahi.




@ penti'nin aile içi şiddet ile mücadeleye destek için 8 ünlü isme çorap tasarlattığını biliyorsunuzdur. ne zamandır aklımdaydı, nihayet bugün aldım. kenan doğulu'nun tasarımı çok hoşuma gitti fakat biraz iddialı geldiğinden daha naif olan berna laçin'in tasarımını aldım.
bence hepiniz kendinize uygun bir tane bulabilirsiniz;)

olduğumuz gibi kabullenebilmek kendimizi


oldukça kilolu orta yaşlı kursiyer arkadaşımın bir yorumunu oldukça dikkate değer buldum, sizlerle de paylaşmak istiyorum:

büyük beden giysiler satan mağazalarda hep koyu renk seçenekleri olduğundan, oysa kendisinin portakal rengi, gök mavisi giymek istediğinden yakınıyor satış elemanına.
satış elemanı da koyu renklerin kendisini daha zayıf göstereceğini söylüyor.
ve benim çok hoşuma giden cevabını veriyor arkadaşım:

"ben zayıf görünmek istemiyorum ki!
olduğum gibi görünmek istiyorum.
zayıf görünmek istesem, zayıflarım!"

hep yalnızlık var sonunda/ yalnızlık ömür boyu

Pazar, Mart 11, 2012

halkın iyiliği için halkın istediklerini yasaklarken başımıza gelenler


ne sancılı bu toprakların "demokrasiye geçiş (geçemeyiş!) süreci"...
ne çok kimse ve topluluk yara aldı yıllardır...
azınlıkta kalanlar, "biz"den olmayanlar ne kadar da yok sayıldı..


(farklılıklara saygı)

akp'yi zerre sevmem. lakin, kutuplaşmanın 10 yıllık meseleymiş gibi gösterilmesini de kabul etmiyorum.. zira, yeni değil...

insanlar mezhep farklılığı nedeniyle yakıldı bu topraklarda...

rum olduğu için evleri dükkanları yağmalandı 55 yıl önce..

çok değil 15 yıl önce, biz çocukken "allahın kürt'ü gelmiş buraya...", "kürt karısı dersin ama bak o bile..." ile başlayan korkunç cümleler duyduk ailemizden değilse bile çevremizden, komşumuzdan...
duymayan var mı?
bazıları daha da arsızlaşarak "ulan biz onlara türklük veriyoruz, ona rağmen isyan ediyorlar" bile dedi. duymuştum ben... (doğru ya, "insanlar etnik kökenine göre sınıflanmalıydı ve türklük de en üst mertebeydi elbet")
şimdi kalkıp da kimse "aaa sanki ayrımcılık mı var kardeşim, ne gibi hakları yok ki sanki?" demesin bir zahmet.

ya da yine 10-15 yıl önce başını örten ve üniversiteye giden kızlara hayret ettik. hakkı yokmuşçasına... zira, başını örten cahil, ezilen ve fakir olmalıydı hesapta...
ee, o halde yasak konmalıydı...

cuma namazına giden memurları fişledik..

partiler kapattık birbiri ardına.. onlar kurdukça yeniden kapattık... (hep- dep- hadep- dehap, milli selamet- refah- fazilet- saadet, demokrat parti- ap- dyp...)

anlamadığımız şuydu:
"toplumsal gerçekler yasaklanarak veya görmezden gelinerek yok edilemez!"

Cuma, Mart 09, 2012

kullanmadığımız giysiler

artık giymediğiniz giysileri ne yapıyorsunuz?

izmir'deyken karşıyaka belediyesi sosyal yardımlaşma bölümü evlerden gelip alıyordu.
istanbul'a geldiğimden beri izmir'e taşıyorum hala.

internetten araştırdım da, pek çok vakıftan bahsediliyor. karar veremedim.

siz nasıl değerlendiriyorsunuz? fikirleriniz bana da örnek olabilir;)

şimdiden teşekkürler.

Perşembe, Mart 08, 2012

güzelsin istanbul - 4


bir işim için harbiye'ye gitmem gerekti bugün.
işim bitince yine istiklal'e attım kendimi.
çok sevdiğim mephisto'yu gezdim. okumak istediğim kitaplara dokundum tek tek yine.
sonuç olarak tek kitap alarak çıkmayı başardım. yky'nin çok sevdiğimiz o şairlerin "seçme şiirler"ini yayınladığı seriden nazım hikmet'i aldım:



daha önce de özdemir asaf'ı almıştım (dokuza kadar on) :
sırada turgut uyar ile edip cansever var.
ve bugün bir acı gerçekle yeniden yüzleştim:
"ince memed'i okumamış olmak".
utanç verici sanırım...

ardından pera sineması'nda "a seperation"ı izledim. keyifli ve orijinal bir film. son derece gerçekçi, ve fakat tüm dramatikliğine rağmen zerre ajitasyon yok. vicdan, ahlak, adalet, kim haklı sorgulamalarıyla başbaşa bırakıyor izleyiciyi... bir de, hep o başka bildiğimiz iran algısını biraz olsun değiştirecek cinsten.
ayrıca, pera sineması'nı çoğu sinemanın düştüğü hataya düşmeyip, jenerik bitene kadar ışıkları açmamasından dolayı tebrik ettim. lakin, tuvaletten 1 lira ücret almalarını garipsedim, onu da söylemeden geçemeyeceğim.

sinemanın bulunduğu halep pasajı'nda bir de "maya sahnesi" var imiş, onu da öğrenmiş oldum.

sonrasında da tarık zafer tunaya kültür merkezi'nde "kare 37" isimli resim sergisine katıldım.
zira hocam da resmi sergilenenlerin arasındaydı, kendisini tebrik etmemek olmazdı:)

sözün özü, çok güzel bir gündü yine:) önümüzdeki hafta tam gün çalışmaya dönünce çok zorlanıcam sanırım:(

günaydın & dünya emekçi kadınlar günümüz kutlu olsun

Çarşamba, Mart 07, 2012

bir kitap bir film


bizim büyük çaresizliğimiz- barış bıçakçı


kitabı da filmi de aynı zamanlarda öğrenip merak etmiştim.
önce filmi görmek düştü payıma:
kitapsa, hafta sonu hayatımdakisevgiliinsan'a doğum günü hediyesi olarak geldi. (doğum günlerinin en sevdiğim yanı, hediye edilen kitaplar!)
hafta başında da kitabı okudum bir çırpıda, 165 sayfalık kısa bir roman zaten.
kitabı sevdim. en çok da, çok derin değilse bile vurucu psikolojik tahlilleri, karakterlerin çözümlemelerini sevdim.
basit, sade bir dille 2 adamın geçmişten günümüze dostluklarını (aşklarını?), bağlılıklarını anlatışı oldukça sürükleyici ve hızla okunan türden.

kavşak- selim demirdelen

türk sineması dramlarını severim ben, yeşilçam'dan bu yana çoğunu.
bu film de, tüm güdük yanlarına rağmen, duyguyu izleyiciye geçirebiliyor ve acıtıyor bence..
en azından bana değdi, yüreğim ezildi izlerken..
durgun, sessiz, biraz gerilimli, tahmin etmesi çok zor olmayan bir film. oyuncular başarılı.
beni en çok etkileyense, güven'in yalnızlığı... hiç kolay olmayan şeyler yaşamış karakter ve öyle yalnız ki, atlatması çok zor...

daha doğrusu, güven'den yola çıkarak insana dair bir gerçekliği bir kez daha fark ettim ben:
"ne oluyorsa yalnızlıktan oluyor bee!"
öyle desteğe ihtiyacımız var ki hepimizin; ilgiye, sevgiye ve anlayışa...

dedim ya yukarıda da; hafta sonu doğum gününü kutladık hayatımdakisevgiliinsan'ın.
güzel bir mekanda (http://www.cafehalic.com/), sevdiğimiz insanlarlaydık. çok mutlu olduk.
bizden başka bir masa daha vardı, 50'li yaşlarda koca bir arkadaş grubu. onlar bize imrendi, gençliğimize; ben de onlara imrendim..
o yaşta da, değişmemek, hep dostlarla, sevgiyle, iyilikle, muhabbetle kalmak istedim..

Salı, Mart 06, 2012

çalışmak değil beni bu telaş öldürecek...

bu hafta bir eğitim nedeniyle görevli izinliyim. eğitim 9:30- 12:30 saatleri arasında ve sonrasında serbestiz .
ne diyim, süper bir hafta;)
düşündüm de çalışmak günde 3 saatlik bir şey olsaydı, kimse şikayet etmezdi belki de..
temel sıkıntı, zamansızlık çünkü kanımca.
işten sonra ne eve ne dışarıda halledilmesi gereken işlere ne de hayata yetişebilmek.
oysa sabahtan çalışıp, öğleden sonra gün bize ait olsa mesela, her şeye yetişsek, koşturmasak, hep aklımız başka şeyde olmasa çok daha keyifli bir yer olur imiş dünya.
(2 günde kitap bitirdim mesela! biraz sindireyim, yazıcam yarın.)
bunu anladım ben bu hafta.

yaz yaklaşmaktayken bir oburun dramı :(

patates, çikolata, pasta, çiğdem, cips ...
çok yararlı çok sağlıklı olsalardı keşke...
ya da bu kadar güzel olmasalardı bari...

bahar şarkısı sizlere, zevkle dinleyiniz;)

Pazartesi, Mart 05, 2012

güzelsin istanbul- 3


mart geldi, nisan mayıs kapıda.. en sevdiğim aylar. zira, istanbul'u gezmek için en uygun zamanlar bence.
yazmıştım daha önce de. içinde yaşarken özlüyorum istanbul'u. karaköy'ü, tünel'i, istiklal'i...
havalar böyle azıcık güzelleşince hafta içi hava kararmadan oralarda olmak istiyorum. güzelce adım adım keyfimce dolaşmak..
bugün de, karaköy'de dolaşıp galip dede yokuşu'ndan tünel'e çıktım.

keyifle yürürken, ünlülerin istanbul'u bu açıdan hiç yaşayamıyor olmalarının kendileri için nasıl bir kayıp olduğunu düşündüm ve üzüldüm... düşünsenize mesela, sezen aksu bizler kadar rahat gezebilir mi her semtte?

neyse, sonrasında da, ne zamandır gitmeyi istediğim etkinliğe katılma fırsatım oldu:



her ayın ilk ve son pazartesisi saat 18:30'da kemal iskender hoca'nın sanat tarihi dersleri oluyor. oda kule'nin hemen karşısında koç üniversitesi anadolu medeniyetleri araştırma merkezi'nde.
ilgisi olanların katılmasını tavsiye ederim.

Pazar, Mart 04, 2012

üvercinka'dan

...
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil
...

Cumartesi, Mart 03, 2012

mango reklamı


mango reklamındaki şarkıya bayıldım!