Pazartesi, Ağustos 27, 2012

another year-mike leigh

ne zamandır izlemek istediğim bir filmdi. nihayet izledim bayram tatilinde.

çok sevdim. hüzünlü, gerçekçi ve sıcak. çok fazla olay yok. mutlu bir orta yaş üstü çiftin ve onların pek mutlu olamayan çevrelerinin bir yıllık gündelik yaşamları dört mevsim üzerinden seyirciye aktarılıyor.

tom (jim brodbent) ve gerri (ruth sheen) orta sınıftan, eğitimli, saygı sevgi dolu bir evlilik sürdüren, sık sık evlerinde arkadaşlarını misafir eden ve onlara destek olan, bahçeleriyle uğraşan ingiliz bir çift. günümüzde oldukça sakin bir hayatları olsa da gençliklerine dair epey anıları, gezileri var.


beni en çok etkileyen karakterse, mary … (lesley manville de ne oynamış be!) hem çok acıdım kimsesizliğine hem çok korktum hepimiz bir gün “mary” olabiliriz diye..

daha önce de yazmıştım, ”ne oluyorsa yalnızlıktan oluyor” diye:

biliyorum “hepimiz yalnızız bu yolda/ hayat denilen oyunda”.. yine de insana dair yalnızlığı her fark edişimde çok etkileniyorum…

birkaç yalnız, zavallı ya da “loser” arkadaşları daha var. bir de oğullarıyla, oğullarının kız arkadaşı var.

öyle işte, azıcık kişi, azıcık olay… ve fakat derinlemesine içe işleyen ilişkiler..

evinizde sessiz sakin izlemenizi öneririm -naçizane-.

not: bu arada yönetmenin vera drake’sini izlemiştim yıllar önce desem’de. çok etkilendiğimi hatırtlamıyorum. ama bu filmden sonra “naked” ve “happy go lucky”yi de çok merak ettim. izleyen var mı?

Pazar, Ağustos 26, 2012

orta avrupa gezim: yeniden viyana!!! (son:))

budapeşte'de geçirilen 2 günün ardından, son günümüzü de viyana'da geçirmek üzere yollara düştük son bir kez..



sisi müzesi vardı daha gezilecek, çikolatalar vardı daha alınacak ve en önemlisi:
grupta 2 tane psikolojik danışman vardı ve viyana'ya gidip freud'un evini görmemek bittabi olmazdı;)

neyse ki bu sefer yolumuz kısaydı. yine de müzeler kapanmadan yetişebilmek için çok geç olmadan çıktık yola. gel gör ki, grubumuzdaki birtakım kendini bilmezler (!), viyana'ya bir saat kala gördükleri muazzam karting alanından pek etkilendiler ve arabayı sağa çekiverdiler.
biz de öyle bir psikolojik baskı yaptık ki, sadece ne var ne yok diye bakmakla yetindiler.
oysa binecekleri için çocuklar gibi şendiler:


velhasıl, yolumuza devam ettik. viyana'ya varınca her birimiz içimizde kalan etkinliği yapmaya koyulduk.
ben ve meslektaşım olan sevgili arkadaşım, sigmund freud'un uzun yıllar yaşadığı, çalıştığı ve yıllar sonra kızı anna freud'un müze haline getirdiği evi ziyaret ettik.


kitapları, mektupları, fotoğrafları, antika koleksiyonu, ünlü "kanepe", videolar, kütüphane...


her şey çok güzeldi.


ingilizce anlatımlı dokümanımızla oda oda tek tek her şeyi hikayesiyle öğrenmek çok keyifliydi. 

veee işte,  sonra havaalanı ve dönüş.
her güzel şeyin sonu vardı...



orta avrupa gezim: bratislava ve budapeşte!!!

bir gece dresden'de konakladıktan sonra, sabah yine düştük yollara. bu sefer istikamet budapeşte idi. 



budapeşte'ye giderken bratislava'da (slovakya'nın başkenti) da 2 saat kadar zaman geçirdik.

(tuna nehrine bakan ben:))

epey değişik heykellerle karşılaştık gezerken:




bratislava'da bir de şenliğe denk geldik:


sonrasında da budapeşte'ye vardık!


açıkçası, budapeşte benim için biraz "kayıp" geçti. zira, gezimizin sonlarına geldiğimizden hem fiziksel olarak çok yorulmuştum hem de zihinsel olarak doygunluğa ulaşmıştım. 


yani artık tarih, mimari, bina vs. dikkatimi çok çekmemeye başlamıştı; dünyanın en güzel köprüsü ya da katedrali çıksa karşıma "ee çok benzerleri vardı bunun" diyecek durumdaydım maalesef.

(kahramanlar meydanı)


budapeşte oldukça turistik ve kalabalık bir şehir. çok fazla türk ve dolayısıyla dönerci var:)

(şehir hem nazi hem ruslar tarafından çok zarara uğratılmış, çok kayıp vermiş... bunun izlerinin yansıdığı müzeler, anıtlar görmek mümkün..)


tüm gezdiklerimiz arasında bize en yakın olan ülke sanırım.. nasıl desem, tam bir avrupa şehri gelişmişliğine sahip değil gibi geldi. en çok da şehrin kalkınmışlık düzeyi, yaşayanların sosyo ekononik konumu açısından tabi..


kalinka adında votkası ünlü, bir de yer altı su kaynaklarıyla. 


ve elbette şehri ikiye bölen tuna nehri ile! tuna nehri üzerinde buda ve peşte'yi birbirine bağlayan 5 adet güzel köprü var ve şehir gece aydınlatmasıyla ünlü. bu konuda gerçekten çok başarılılar! gece nehirde mehtap turu yapmayanı dövüyorlar!:)
işte fotoğraflar:




ayrıca sziget festivaline denk geldik, ancak, katılmaya zamanımız yoktu maalesef.
onun dışında biz de elimizden geldiğince gezdik gezdik gezdik.


Cumartesi, Ağustos 25, 2012

orta avrupa gezim: terezin, dresden!!!

prag'ta 2 gün gezdikten sonra, budapeşte'ye doğru yola çıktık. ve yol üzerinde 1 günü terezin ve dresden'de değerlendirdik.


terezin, ikinci dünya savaşı döneminde, yahudi toplama kampının bulunduğu, günümüzde çek cumhuriyeti sınırlarında olan bir kent. bu kampı da türkçe broşür ve ingilizce rehber eşliğinde gezme şansımız oldu. bu nedenle çok anlamlıydı.


her ne kadar tam bir "ölüm kampı" olmasa da (gaz odası vs yok, hapishane ve ölüm kampına geçiş statüsünde), koşullar nedeniyle çok fazla kişinin yaşamını kaybettiği ve o korkunç havayı sezebildiğimiz bir yer. 





bu tüyler ürpertici ortamdan sonra dresden'e doğru yola çıktık ve akşam üzeri de, gezdiğimiz en modern, sosyo ekonomik seviyesi en yüksek olan şehre vardık! 


dresden tarihiyle, mimarisiyle çok çok güzel bir şehir! ikinci dünya savaşı döneminde çok fazla tahrip edilmesine karşın, başarıyla restore edilmiş.


enver paşa kadar olmasa da, sanırım bende de biraz alman hayranlığı var:)
şaka bir yana, bu kadar disiplinli, düzenli ve gelişmiş olmaları gerçekten hayranlık uyandırıyor bende. bu nedenle, en çok dresden'de gezmekten keyif aldım.












Salı, Ağustos 21, 2012

orta avrupa gezim: prag!!!

2 günümüzü viyana'da geçirdikten sonra, kiraladığımız vito'ya atlayarak prag'a doğru yola çıktık. 

prag, viyana'dan sonra, daha az gelişmiş, daha turistik bir yer olduğunu hemen belli eden bir şehir. 

nasıl desem, viyana'nın ağırlığı ve sanatsallığı yok elbette; biraz daha ticari.. 
ama oldukça kalabalık ve renkli oluşuyla tercih edilebilir. daha genç işi yani;)

bir de masallardan fırlamışa benzeyen gotik mimarisi ile çok çekici elbette!

 

ünlü astronomik saatin bulunduğu meydan her daim hareketli:






ünlü astronomik saat:




astronomik saatin kulesinden meydanın görünümü:




charles köprüsü'nde ben:

  


charles köprüsü'nden kafka müzesi:



hemen yanı başından kafka müzesi:




kale'ye çıkarken:





merkezde biz:



musevi mahallesi'ndeki kafka heykeli. içine giremediğimiz büyük sinagogun hemen yanında:



gece çok çok soğuk! kırmızı polarlılar tarikatı olarak dolaşacak kadar!:)





lakin, şehrin gece manzarası da bir o kadar güzel!!!






Pazartesi, Ağustos 20, 2012

orta avrupa gezim: viyana- fotoğraflar


"viyana kapılarına dayanma" temsili :)



  
dev dönme dolap:



karlskirsche:




 hofsburg sarayı:




 aida'da sacher kuchen:



st stephans katedrali:



shönbrunn sarayı'nda: