Çarşamba, Ocak 30, 2013

film önerisi

2'sini de izleyeli yıllar oldu..
hala etkisindeyim 2'sinin de..
bulun, izleyin!!

biri neşeli: harold and maude


diğeri can sıkıcı: otesanek


mim 6

sevgili bahar mimlemiş beni, teşrif etmemek olmaz;)
kendisine teşekkür ediyor ve başlıyorum:

1.)Kendini seviyor musun?
evet, kesinlikle:) kendimi çok sorguladığım, yıprattığım dönemler oldu elbette ama, yaş kemale erdikçe daha bi bütünleşme yaşadım kendimle:) eksiklerimin farkındayım, ama artılarımla da çok mutluyum!

2.)Yapmaktan hoşlandığın şeyler nelerdir?
sanatsal aktiviteleri çok severim... iyi bir müzik dinlemek, iyi bir film ya da oyun izlemek, sağlam bi kitap okumak, özgün bi sergi gezmek..
sonraaa, gezmeye, yeni yerler keşfetmeye bayılırım, keşfetmiş olup da sevdiğim yerlere yine yeniden gitmek de çok hoşuma gider.. istanbul'u keşfetmekse başlı başına bi keyif..
daha başkaaaa... saymakla bitmez aslında; mesela:
kitapçı gezmek, denize yakın olmak, doğada olmak, öğrenmek, güzel bir sofrada dostlarımla sohbet etmek, yapmak istediklerime dair hayaller kurmak, yüzmek, pilates yapmak, masa tenisi oynamak, resim yapmak, tango yapmak..
evet evet, yaşamayı baya seviyorum ben!

3.)Geleceğe dair hedeflerin nelerdir?
allah bugünlerimi aratmasın, öncelikle;) neler isterim???
yüksek yapmak, istediğim eğitimleri almak ve mesleğimde ilerlemek isterim. memuriyetten istifa edip daha keyifli bir işe geçmek olabilir; ya da istifa etmeden ek işi yapıp daha çok para kazanmak da fena olmaz..
mesleki hedeflerin dışında, anlamlı, coşkulu ve dolu yaşamak istiyorum aslında... gezmek, görmek, izlemek, okumak, öğrenmek, farklı insanlar tanımak, yeni şeyler denemek, hiç durmamak, hep gelişmek istiyorum! 

4.)Kendini bir cümle ile anlatabilir misin?
kararsız ve coşkulu bir genç kadın.

5.)Nefret ettiğin şeyler nelerdir?

umarsızlık (duyarlı olmamak yani), dar kafalılık, öfkeli insanlar, toplumda kadın olarak var olmakla ilgili zorluklar..

6.)Favori şarkıların, kitapların, filmlerin nelerdir?
çok fazla!
ve geçenlerde şöyle bir şey fark ettim kendimle ilgili; bu tarz sorularda çok zorlanıyorum. çok fazla "en"lerim yok, dönemsel olarak değişiyor sevdiklerim..
şu ara ne çok dinlediğim iki şarkı: fuat saka- şimdi ne yapar ve koop- koop island blues
favori kitaplarım: kürk mantolu madonna, divan, oda, mrs dalloway, üç aynalı kırk oda, şeker portakalı, semerkand, mahrem..
favori filmlerim: dancer in the dark, v for vendetta, harold and maude, finding neverland, little otik, karanlıktakiler..
daha fazlası için profil kısmına bakılabilir;)

7.İlham aldığın kişiler kimlerdir?

ne konuda? sanırım bunu örnek aldığın olarak alıcaz..
ablam mesela beni hayatta en çok şekillendiren insandır.. 
hayatımdakisevgiliinsan olaylar karşısında hep sakin kalabilmesiyle ve olumlu düşünebilmesiyle yol göstermiştir bana.. 
onun dışında, tanıştığım pek çok kişiden pek çok şey öğrenmişimdir, diye düşünüyorum ben hep..

8:)Death Note'u sen bulsaydın ne yapardın?
hiç izlemediğim için yorumum yok :)


ben de -kolaya kaçarak- bu mimi, tüm mim severlere armağan ediyorum!

Salı, Ocak 29, 2013

kitap çekilişi!

duydum ki sevgili ahududusu'nun çok güzel bir çekilişi varmış!


sizlere de duyurmak boynumun borcu artık;)
herkese bol şans!

Pazartesi, Ocak 28, 2013

kadın olmak... zor zanaat..

geçtiğimiz günlerde "boşanmış bir kadın" hakkında müstehzi konuşmalarını duydum bazı adamların.. "çok rahat"(!) olduğundan bahsediyorlardı...
irkildim..
müdahale de edemedim..
bu adamlar -görece- eğitimli, düzgün adamlardı; üstüne üstlük -maalesef- meslektaşlarımdı...
sene olmuş 2013, mesleğinin temeli "insanları anlamak ve koşulsuz kabullenmek" olan bazı insanlar sadece cinsiyetleri "erkek" olduğu için, bazı kadınlar için ileri geri düşünmeyi kendilerine hak görüyorlardı... 

nefret ediyorum bu algılardan! 
tüm bunlara inat, yaşamımı daima "bekar ve hür bir kadın" olarak geçirmek arzusu duyuyorum içimde..

Pazar, Ocak 27, 2013

http://bahargulce.blogspot.com/ 'dan...

size, bitmeyen rüyalar ve birkaçını gerçekleştirme isteğini diliyorum 
size, ne sevmek gerekiyorsa sevmenizi ve ne unutmak gerekiyorsa unutmanızı diliyorum 
size, tutkular diliyorum 
size, sessizlikler diliyorum 
size, kuşların cıvıltılarıyla uyanmanızı ve çocuk kahkahaları diliyorum 
size, ilgisizliğe ve zorluklara çağımızın olumsuz erdemlerine dayanmanızı diliyorum 
size, özellikle siz olmanızı diliyorum 

Jacques Brel

masumiyet müzesi- orhan pamuk

biraz buhranlı da olsa, nihayet bir gecede son 200 sayfasını okuyup bitirebildim!

orhan pamuk romanlarını yıllardan beri pek severim esasen; ama, her nedense bu kitabını okumakta zorlandım biraz..

anlatım, ayrıntılar, karakterleri ince ince işlemesi, çözümlemeler oldukça başarılı yine; ama zaman zaman sıkıldığımı söylemeden edemeyeceğim.. -özellikle başlarda, füsun'un kayboluşundan onu yeniden buluşuna kadar geçen zamanın rutinliği sırasında-

kitapta, en sevdiğim şeyse, hikayenin zamanının geçmişte kalan 40-50 yıl öncesi dönemler oluşu.. (bilirsiniz; geçmişe özlem duyan romantiklerdenim ben:) bkz: altın çağ sanrısı)

bir de "sonuna kadar gitmek" mevzuunun bunca vurgulanması çok hoşuma gitmedi. eski türk filmi havası katmış biraz.. gerçi, "konjonktür" diye bir şey var sonuçta.. bekaret, muhakkak ki, şu ankinden çok daha önemli bir şeydi o dönemler...


ve bittabi, müze fikri çok güzel! müzeciliğin bunca zayıf olduğu ülkemiz için de güzel bir adım..
en kısa zamanda, arayı fazla açmadan, müzeyi gezmek var elbette planlarımda;) 
var mı gezeniniz bu arada???

http://www.masumiyetmuzesi.org/W3/?sRefresh=True

Perşembe, Ocak 24, 2013

meraklısı için öyle bir hikaye- sait faik abasıyanık

öyle bir hikaye..
öyle hikayeler..
naşit özcan, ne güzel anlattı hikayeleri; canlı, enerjik, içten ve keyifli bir biçimde..
yanında klarnet ve (pek sevdiğim) akordion ile..
ne çok benziyor bir de hocası savaş dinçel'e..



güzel oyun! keyifli bir 1,5 saat.

kesinlikle tavsiye ederim.
sonunda da bir sürpriz bekliyor sizi;)

Salı, Ocak 22, 2013

dar ayakkabıyla yaşamak- duşan kovaçeviç

tiyatrolar perde açalı 4 ay olmuş iken, nihayet sezonu açabildim ben de!
hafta sonu harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde, sırbistan'ın en popüler yazarlarından biri olan duşan kovaçeviç'in 2011'de yazmış olduğu oyunu izledim.


pek araştırmadan, ani bir kararla, kapıdan bilet bulabilme umudu ile gittim oyuna, yani öyle çok merak ettiğim, iple çektiğim bir oyun değildi. 
oyun boyunca sıkılmasam da (kötü oyunlara hiç katlanamıyorum zaar:)), çok çok keyif alarak izlediğimi de söyleyemem.

bir kere oyun, genel olarak çok karanlık; ki bu, benim filmlerde de oyunlarda da hiç tercih etmediğim bir şeydir... net görmek isterim olanları; hele ki mimiğin, ifadenin bunca önemli olduğu tiyatro sanatında.. 
sonra, kostümlerde işçilerin başında fener vardı ve zaman zaman izleyicilerin gözüne vurup görüşü kısıtlıyordu..
onun dışında akış da, biraz ağırdı.
oyunculara sözüm yok. pek sevdiğim "süper baba'nın elif"ini (bennu yıldırımlar) sahnede kanlı canlı görmek de benim için bir zevkti;)

son söz: konu "açlık grevi" gibi sağlam bir konu olmasına rağmen, konunun sertliği ve o duygu yoğunluğu izleyiciye geçemiyor, kanımca...

Pazar, Ocak 20, 2013

Nostaljik Murat 124 Reklamı ;)



"ilk arabamız murat 124'tü" diyenler el kaldırsın ;)

rahmi koç sanayi müzesi


ilk,10 yıl önce, lisedeyken, okul gezisi ile istanbul'a geldiğimde gezme fırsatım olmuştu.. hem de istanbul'a ilk gelişimdi! (bu arada o gezi de ne geziymiş arkadaş, 3 günde görmediğimiz yer kalmamış!)

daha sonra, rehber öğretmen olarak istanbul'a atanınca, çalıştığım ilköğretim okulu öğrencileri ile gezmeye gitmiştim 2 sene üst üste.. her seferinde bir mutluluk bir mutluluk bende! sanırsınız fen, teknoloji, bilim ve sanayii benden sorulur :)
hayatımdakisevgiliinsan'ın da bayılacağını bildiğimden hep onunla da birgün gitme isteği vardı içimde; ama, bir türlü fırsat olmamıştı 4 yıldır. 


nihayet, dün, ona bir sürpriz yaparak, yağışlı bir cumartesiyi orada geçirme kararı aldım! çok da iyi yaptım;) 
tavsiyem, bu kapalı ve soğuk havalarda alışveriş merkezlerinin sıkıcı kalabalığına teslim olacağınıza, eşinizle dostunuzla, çocuğunuzla böyle bir plan yapın! pişman olmayacaksınız;)

Cumartesi, Ocak 19, 2013

naked- mike leigh

geçtiğimiz aylarda another year'ı izleyip pek sevince yönetmenin diğer filmlerini de merak edip listeme almıştım.. 
1993 yapımı "naked"ini izledim geçenlerde..
film son derece karamsar ve etkileyici.. 
diyaloglar sağlam ve hatta zaman zaman anlaşılması zor..
kaçırdığım çok şey olduğuna eminim.. 
açık bir kafayla çok kere izlenebilecek sağlam bir film..


Çarşamba, Ocak 16, 2013

decathlon

ilk ne zaman keşfettiğimi hatırlamıyorum; ama şunu biliyorum ki o ilk günden beri belli aralıklarla gidip gezme isteği duyuyorum ve ne zaman gitsem de her şeyi alasım geliyor...
zira burası, benim gibi "gerçek hobisi -ve maalesef yeteneği- olmayan ve hayattaki pek çok şeye heves eden" biri için biçilmiş kaftan adeta :)
görmelisiniz beni orada!


biniciliğe özeniyor 
"hiç dalış yapmadım" diye hayıflanıyor 
hayatımdakisevgiliinsan'a balığa çıkmak için baskı yapıyor 
"evet evet yüzmeyi çok iyi öğrenmeliyim" diye kararlar alıyor
bisikletimi çalanlara bir kez daha okkalı bi küfür savuruyor
"tenise mi başlasam" diye sorguluyor 
çok özlediğim masa tenisini deniyor
çocukluğumda paten kayışımı hatırlıyor
"arada çıkıp sitenin sahasında basketbol oynanabilir" aslında diye hevesleniyor
"yaaa ben niye hala bir trekking grubuna yazılmadım" diye üzülüyor 
kış bitmeden bi yerlere kayağa gitmeye söz veriyorum
:)
kısacası gerçek bir spor delisine dönüveriyorum orada gezdikçe.
biliyorum ki, bu konuda yalnız da değilim! öyle değil mi? ;) 

devlet hastanelerine muhtaç olanlara selam olsun-2

sürekli hastalık ve doktor macerası anlatıp dertlenen teyze gibi oldum; ama, söz bu son! (en azından bir süreliğine;))

neyse efendim, şurada anlattığım üzere, geçen perşembe şişli etfal endokrin bölümüne gidip doktorun istediği tahlilleri yaptırdım. 
doktora tahlil sonuçlarımı alınca kendisine hemen gelip gelemeyeceğimi sorunca bana "1 hafta- 10 gün içinde öğleden sonra randevusuz gelebilirsiniz" dedi, ben randevusuz kabule şaşırınca "bankodakiler sorun çıkarabilir, öyle olursa direkt bana gelin" dedi.
velhasıl "1 hafta 10 gün" muğlak bir zaman birimi olduğundan ve işimi şansa bırakamayacağımdan, 1 hafta dolmadan gitmekten yanaydım. 
bugün nihayet erken çıkabildim ve koşa koşa gittim hastaneye. 
3,5'ta gişedeydim, durumumu anlattım, şak yeni bir bilgi: 
"yalnız kontrol muayeneleri için 1de gelip barkod alınıyor, barkodsuz alamayız". 
biraz açıklamaya çalıştım ama baktım insani bir pırıltı yok memurda, doktorun kapısına gittim, odaya gelmesini bekledim 15 dk. 
geldikten sonra allahtan sırada hastası yoktu da, hemen giriverdim.
durumu ona da anlattım, barkod sordu o da, dedim: 
"vermediler, 1'de gelmem gerekiyormuş ama siz o gün öğleden sonra gelebileceğimi söylediniz, ben de anca gelebildim işten izin alıp"
"tamam gelin o zaman" dedi!

nasıl ya, nasıl yani? madem olabiliyor, neden o gişedeki memur benim 1 günümü daha almaktan yana tavır sergiliyor?

neyse, sevindim ben, sonuçlarımı gösterdim. ve doktorumuz elbette ki asla göz teması kurmayarak:
"ne kullanıyordun sen?" dedi
"....... 50 mg" dedim
"devam et" dedi.
"eee, reçete?" dedim
"artık reçete verilmiyor zaten, ama şu an sisteme de işleyemiyorum arızalı" dedi
"ee sgk karşılamayacak yani" dedim
"zaten çok ucuz ilaç" dedi
"ben bir de kansızlık ve b12 eksikliği ilaçları kullanıyorum, o gün de söylemiştim, onları da yazdıracaktım ama?" dedim
"onların benimle alakası yok" dedi
"iyi" dedim..

ve lanet ettim bir kez daha..
adı da "eğitim araştırma hastanesi" bir de!
özele güvenilmiyor ota boka tahlil tetkik çıkarıyorlar diye, devlete de güvenilmiyor ilgisizlikten ölecekler diye...
ne diyim, allah herkese sağlık nasip etsin, kimseleri düşürmesin hastanelere..

o kadar kırgın çıktım ki yine hastaneden, çok sevdiğim osmanbey bile kötü göründü gözüme.. daha da genelleyip, yere göğe sığdıramadığım istanbul'dan soğudum bir anda.. öyle küçük öyle değersiziz ki her birimiz burda, çünkü ölümüne kalabalık, herkes yaşam mücadelesinde..

"yaşanmaz burada, gidelim" dedim kendime..

Pazar, Ocak 13, 2013

parça parça olmuş gönlüm...



...
"can cana
şerefe"
...

Cuma, Ocak 11, 2013

eski günler..

biz 3 yakın kız arkadaştık ilk gençliğimizde..
(hala da öyleyiz, maşaallah!)

(2007-zeytinli)

yaşıtlarımızın tüm komplekslerine karşın, her hafta pazarı gezmek ve bir şeyler almak en büyük zevklerimizdendi 3ümüzün...
bir de 10-15 halley alıp çimlerde oturup yemek..
ya da koca kutu cartedor'ları :)

(bu arada, hala, çekilmiş şööyle sağlam güzel bir fotoğrafımız yokmuş, bir kez daha anladım! ;))

Perşembe, Ocak 10, 2013

devlet hastanelerine muhtaç olanlara selam olsun!

bugün kontrollerim için şişli etfal'e gittim yine. orası gerçekten cehennem gibi bir yer, her gidişimde bir daha anlıyorum... bugün de o kadar çok üzüldüm ki.. doktorların, hemşirelerin ve dahi memurların hastalara karşı tavırlarındaki umursamazlık, kabalık ve öfke beni çok etkiledi.. öyle mutsuz ki hepsi ve tüm mutsuzluklarını halktan çıkarıyorlar sanki..  50-60 yaşındaki teyzeleri amcaları nasıl azarladıklarını görseniz şaşar kalırsınız, içiniz ezilir..
hani ben kendim için diyorum az çok okumuş, devlet kurumlarında işleyişi sistemi bilen bir tipim, ne dediklerini bir kerede anlayabiliyorum çoğu zaman.. ya da çok canımı sıkarlarsa "eeee" der en yakın özel hastaneye geçebilirim.. ama parası olmayan onların o tafralı suratlarına katlanmak zorunda..
o kadar acı ki..
ben de devlet memuruyum ve biz gelen her vatandaşa o kadar ilgili ve özenli davranıyoruz ki, başka kurumları bu şekilde görünce aklım almıyor.. 
evet bir doktor ya da memur olarak halinden memnun olmayabilir, iş yoğunluğu çok olabilir, mesleki tatmin yaşayamıyor olabilir... vs vs. bunların hepsini yürekten anlayabilirim.
ama bunların hiçbiri vatandaşa, hele ki hasta ve yardıma muhtaç bir vatandaşa, gereken ilgiyi göstermeme ya da kötü davranma hakkı tanıyamaz, tanımamalı...

bizi üzen neyse burda bitsin..




yarım kaldı sende kalsın kalsın yarım...
tadın kaldı bende kalsın bende tadın...
bir daha dokunursan bir kez daha bana dokunursan...
karışırız karışır dünle yarın..
bizi üzen neyse burda bitsin...

Salı, Ocak 08, 2013

iş yerimden gülümseten anlar

çeşitli engel türleri olan bireylerle çalışıyorum ben. işim genel olarak, gelen bireyin performansını alıp eğitim ihtiyaçlarını belirleyerek ona yıllık eğitim planı hazırlamak üzerine. işbu performansta da çeşitli bölümler var; özbakım becerileri, toplumsal yaşam becerileri, matematik becerileri, sosyal hayat becerileri vs... bunların her birinin de alt amaçları var ve bu amaçlardan hangilerini ne düzeyde yapabildiğini ölçmeye çalışıyorum. 

bunu yaparken yaşadığım komik olaylardan biri:
hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan 9 yaşındaki bir çocuğa soruyorum:
"atatürk'ü biliyor musun?"
"evet biliyorum."
"hımm, ee bahsetsene, neler yapmış atatürk?"
"ölmüş"
:)

bir diğeri de aslında benim değil çalışma arkadaşlarımdan birinin başından geçti. şöyle ki:
toplumsal kurallara uyup uymadığını soruyor veliye, veli ne sorulduğunu anlamayınca örneklendirerek yardımcı olmaya çalışıyor arkadaşım:
"mesela bir alışveriş merkezine, sinemaya gittiğinizde o ortama uygun davranır mı?"
ve velinin naif cevabı:
"vallaha hocam, bizim başımıza hiç öyle şeyler gelmedi, bilmiyorum."

Pazartesi, Ocak 07, 2013

yeni yılın 2. kitabı- şemspare

hızımı alamadım ve yeni yılın ilk haftasında ikinci kitabımı da bitirdim.
“amanın da amanın! yeni yılla beraber amma da gaza gelmiş bu kız” diye düşünmeyiniz efendim; şöyle diyelim “sadece epey fırsatım oldu.” 
zira, yılbaşı münasebeti ile geçtiğimiz haftayı bağlayıp yıllık izin kullandım ve memleketime (izmir) geldim. aslında, okumaya fırsatım olmaz diye yanımda hiç kitap getirmemiştim; ama, gelince, ablamın kitaplığından kısa kısa bölümlü, kolay okunabilir kitapları okumaya karar verdim. gezmelerin, sevdiklerimle buluşmaların yanı sıra, zaman buldukça da okudum.

gelelim “şemspare”ye:


daha önce de yazmıştım:
elif şafak, çok başarılı bir romancıdır benim nazarımda, ama konu gazete yazılarına gelince iş değişir.. emek verilerek ortaya çıkmış hiçbir ürünü bir kalemde silip atmak istemem elbette; ama, tüm romanlarını okumuş biri olarak insan soruyor “nerede romanlarındaki o söyleyiş güzelliği, dilin o enfes kullanımı?”…

her romanında son derece özgün, yeni ve yaratıcı olan elif şafak, maalesef deneme tarzı yazılarında ve hatta röportajlarında ve söyleşilerinde sürekli kendini tekrarlıyor bana kalırsa.. belli konular (yazma halleri, seyyah halleri..) ve hatta aynı kelimeler (katre, akide şekeri…) etrafında dönüyor..

bu konuları anlatmak istiyor olabilir tabi ki, herkes istediğini yazmakta özgür sonuçta. benim söylemek istediğim; “artık bana keyif vermiyor”.. yine de, yer yer oldukça değerli tespitlerde bulunmuş ve vurucu bir biçimde ifade etmiş elbette. ben her yazdığını okuduğumdan, gözümde biraz sıradanlaşmış olabilir.. kısacası beni pek sar(s)masa da, yazarla yeni tanışacaklar için keyifli bir buluşma olabilir bu kitap..

Perşembe, Ocak 03, 2013

yılın ilk kitabı- binbir insan masalları 2

6-7 yıl önce serinin ilk kitabını okumuş ve pek sevmiştim.
ablamın evinde de serinin ikinci kitabı "muallakta, araf'ta ve düşlerde"yi görünce hemen aldım elime ve bitiriverdim..

bu bir proje aslında; 1001 tane masal yazmayı planlıyor cem mumcu. şu an 5 kitap ve 139 masal var bildiğim kadarıyla. dilerim bu güzel projesini tamamlayabilir..


"muallakta, araf'ta ve düşlerde"ye gelince ise, kısacık kısacık 30 "masal" var kitabın içinde.
insana, yaşama, ölüme dair..
bir kısmı oldukça çarpıcı..
kelimelerle oynuyor cem mumcu..

güzel bir okuma.
tavsiye ederim.
bu arada cem mumcu ile tanışmam "makber" romanı ile olmuştu, o da oldukça güzeldi..

Çarşamba, Ocak 02, 2013

teoman, evlilik ve ben

teoman'ın evlenmiş olması beni biraz sarstı açıkçası...
dile kolay 99'dan beri hayranım ona ben..
tüm saçmalamalarına rağmen..
müziğini ve bittabi fiziğini ;) beğeniyorum.

bir de durup sorguluyor insan.. 
hani o hep kalıplara soktuğum, ön yargıyla baktığım "evlilik" müessesi..
dışarıdan bakacak biri için bu kuruma en yabancı olacak kişilerden biri teoman.. 
heyhat! hayat...

bilemiyorum... evlenmemek, geç evlenmek sıradanlaştı belki de modern çağda.. 
sıradan olmamak, kalıplara sığmamak gibi bir derdim de yok da..
diyorum ya, bilemiyorum...

değerli olan; 
ne yaşanacaksa beraber yaşanması belki de..
bir ilişkiyi güçlendiren de bu belki..
yoksa, "her şey tamam olsun, her şeyi yaşayalım da bi, içimizde kalmasın..." tarzı "yetişkin mantıklılığı" sıkıcı aslında belki de...

güzel olanı
sadece, coşkuyla ve aşkla 
hesapsızca, korkusuzca ve biraz da paldır küldür
"yanyana olmak"...

belki de...

bu da en sevdiğim teoman şarkılarından, hafiften erotik olanlarından ;) 
iyi dinlemeler...

Salı, Ocak 01, 2013

bu hayatta ben...

aslında,

-toplumun beklediği gibi-

ne evlenip çocuk doğurmak istiyorum
ne de çalışıp didinip kariyer yapmak..

ben sadece yaşamak istiyorum..
güzel yaşamak..
gezmek, gülmek ve eğlenmek...